insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Açıl susam açıl

Açıl susam açıl
Open sesam open
Iftah ya simsim

1001 Gece Masalları
Ali baba ve 40 Haramiler
Ali Baba 40 Haraminin gizli hazineyi sakladığı mağaranın kapısını açar.

40 kişi bir meclis oluşturur.
Tasavvufta 40 makamı vardır.
40 günde yükselir ruhlar
40 ı çıkmak denir yaşamdaki çeşitli bilinç eşiklerinde.

Sesame yani susam Kabala'da shem-shamayim, cennetin adlarından biridir.

Susam, Babil maji rituellerinde kullanılan susam yağı ile ilişkilidir.

Sesam, Grekçe Samos, yani Sisam adası Ege denizindeki... Mısır'da inisiye edilmiş filozof, matematikçi Pisagor...kendisi de Pythia (Kahin) soyludur. (Pythagoras)

Arapça sim sim = gümüş, gümüş ip, bilinç kordonudur.

HPB nin ustat KH ile mektuplarında belirttiğine göre Tibet inisiyasyonlarında adaylar ebediyet kapılarının açılması için yinelerdiler bu cümleyi : "Açıl susam açıl"

Sihirli sözcükler, düşünce ve kalbin yuksek amaçlarla birlikte çalışarak kelimelere yüklediği enerjilerle meydana getirilirler... doğru niyetler ve doğru bilinç seviyesi ile aktive edilirler.

Bu nedenle keramet sozcukte değil insandadır.

Açılacak kapılar bilinç seviyeleridir, kapılar dışarı değil içeri açılır. Saklı hazine kendini bilmektir... Bu kez mağara, altın sırlarla dolu insanın ruhudur, öze dönüldüğünde keşfedilen haz(i)neler içerir...

Zahirden (dışrak olan, egzoterik) batına (içrek olan, ezoterik) geçmek anlatılır.

Tüm kahramanların yolculuğu önce kendi mağarasının derinliklerine girip oradan yükselerek gerçekleşir.

Dışarıdan herhangi bir güç bu idrak ve farkındalık kapılarını bizim yerimize açamaz.

Ilahi güçlerle, olağanüstü kozmik enerjilerle çevrelenmiş bile olsak onlara kapılarımızı açmazsak, içselleştirmezsek, madde seviyesinde kalır insanın gerçek potansiyellerini kullanmamış oluruz.

8.8.2016
Uğur Başak Arpacıoğlu






Kucakla karanlığı korkusuzca...Işığı kalbinde taşıyAN ey insAN

6 Mayıs 2016'da sabaha karşı görmüştüm..

Aydınlıkları temsil eden büyük bir grup ile kılıçlarını kuşanmış karanlıklar grubu bir meydanda karşı karşıya...
Gölge adamlar silahlarını kavrıyorlar, göz dağı vermek istercesine...

Işık insanlar, sükunet içinde, tam bir dinginlik ve birlik halinde, bütünlük hissindeyiz... Hiç bir silahımız, kalkanımız, miğferimiz yok... (hepsi içimizde, saklı)

Türlü silahlarına davranarak korkumuz ortaya çıksın istiyorlar...

Biz ise gülümsüyoruz kalbimizden, ne yapacağımızı biliyoruz, hissediyoruz...aramızda telepatik olarak teyid ediyoruz... Korkudan eser yok ışıklarda...

Birbirimize ve birliğe olan sevgimizin enerjisini yayıyoruz kalbimizden bedenimize ve çevremize...ve
Kalplerimizden yayılan enerji birleşik alanı içinde...kararmış adamlara doğru yürüyoruz, huşu içinde...

Tam o AN'da ...
Tam Işık insanlar ile karanlık insanların birbirine temas ettiği ANda...

Kalbimizden yayılan enerji, bembeyaz bir ışık hüzmesi olarak dışarı yayılıveriyor, kollarımızı kocaman açıyoruz...kucaklamak için karanlıktaki kardeşlerimizi...

İşte O AN...kalbimizdeki ışık, ateşe, ısıya dönüşüyor ve gölge adamların kılıçlarını, silahlarını eritiveriyor...
Aramızda bizi ayıran hiç bir şey kalmıyor...Sımsıkı kucaklıyoruz karanlığı...ne olup bittiğini ANlamayan kardeşlerimizi...bedenlerimiz, enerjilerimiz birbirine karışıyor...

Işık ile aydınlanıyor yeryüzündeki tüm insanların kalbi...yüzleri...ruhları...

Ve t'AN yerinde MUzaffer Gün'eşin ilk ışınları beliriveriyor...

Ey Işığı kalbinde taşıyan ne'FER, kucakla karanlığı korkusuzca...

Sevgilerimle...
Uğur Başak Arpacıoğlu, 08.08.2016, Kapılardan geçerken

"Birliği koruyun." HPB

 NEFER : NFR, Mısır hiyeroglifi

Mutluluk, iyilik, refah, gençlik, güzellik ile ilişkilidir.
Kalp ve trake sembollerini içerir.
İç yaşam ve dış yaşamın birliğini ifade eder.
Üç bölümden oluşur: Bir sonsuzluk dairesi, bir dikey enerji hattı ve bir yatay enerji hattı.


Bir vizyon daha vardı :
Bugün 19.09.2013 Hasat dolunayı gökte...
11.11.2011'de açılan bir dönemin yeni döneme devriymiş..

Şöyle bir imge gördüm bugün öğle saatlerinde gözlerim kapalı :
Mor viole suretteki insanların beden kabukları açılıyor ve içlerinden çıkanlar mor tek bir kalp oluşturuyordu…

Çizim tam anlatamıyor, yaşamak gerek...Suretten öze geçmek" diyeyim.


O zamaaa AN... haydi...

HAYDİ GEL BENİMLE OL
Bende zincirlere sığmayan o deli sevdalardan
Kızgın çöllerde rastlanmayan büyülü rüyalardan
Kolay kolay taşınmayan dolu dizgin duygulardan
Yalanlardan dolanlardan daha güçlü bir yürek var

Haydi gel benimle ol
Oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
Ordaki sevgililer özenip birer birer
Gün olur erişirler ikimize

Uzanıp yüreğimin ateşiyle yeniden
Yıldızları tek tek yakacağım
Sarılıp güneşlere sevgimizle göklerden
Mavi mavi taçlar takacağım ne olursun

Sezen Aksu , Söz: Aysel Gürel, Müzik: Onno Tunç



31 Aralık 2015 Perşembe

Sevme cesareti

2015’in sonlarına doğru akarken yaşam yolculuğumdaki seyrimden üç konu kaleme geliverdi bu gece:  
CESARET, SEVGİ VE İNSAN İLİŞKİLERİ
Bu vesile ile bir yılı diğerine d'evireceğimiz bu günde yaşamımda ruhuma dokunan, kader ağlarının ördüğü yaşam k'ilimime dokunan her bir eşsiz ruha bir kez daha teşekkür etmek istiyorum tüm kalbimle… Kusurlarımdan ve nefsime yenik düştüğümden dolayı incittiysem, üzdüysem öz’ür dilerim. 
Biliyorum,  hissediyorum, görüyorum ve yaşıyorum… Hepimiz birbirimize bağlıyız. Kalbimin her atışı, aldığım her nefeste duyumsuyorum … Bunu çok derinden hissediyorum…  İnsanlık ailemle ruhsal bağlarımın farkındayım çok şükür…  Işıktan ruhlar ile çevrili olduğum için, yaşamın yanıma koyuverdikleri için minnettarım… Şikayet, itiraz etmeden, koşul koymadan…

İnsanlar neden birlikte yaşar biliyor musun ?
Fiziksel, duygusal, zihinsel ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde,
Kendinde eksik olanları başkalarında tamamlamayı arar,
Bilmediklerini bilenlerle zenginleşir, 
Puzzle’ın parçalarını birleştirir gibi…
İnsan kendisinin sadece madde olmadığına uyandığında,
Kendi öz’üne gözünü açtığında,
İnsanoğlunun daha aşkın boyutlarını, ruhlarını fark eder.
Ve bu bilinçle titreşir hayatta aşkla…
Doğada tüm organizmaların dokulardan, dokuların da gözelerden oluşması gibi,
Her birimiz kendi ÖZ’gün varlığımız ve ÖZ’gür irademizle bütün bir insanlık ruhsal ailesinin birer gözesi olduğumuz için birlikte yaşarız, birbirimizi tamamlarız.

İnsan neden diğer insanlarla bağlar kurar biliyor musun ?
Hiç birimiz tastamam ve mükemmel olmadığımız için,
Kendimizi ancak başkalarının aynasında görebildiğimiz için,
Her birimiz birbirimizin farklı alanlarda Hocaları olduğumuz için,
Tek başımıza gücümüzün yetmeyeceği şeyleri birlikte yapabileceğimiz için,
Ve en önemlisi ;  
Ruhumuzun büyümesi için gerekli tek ve eşsiz güç Sevgi olduğu için.
Ruhun nasıl büyür ki başka ? Ne yemekle, ne içmekle, ne parayla, ne konuşmakla, ne düşünmekle büyümez ruh… Bunları bile ancak sevgiyle yaparsan anlam kazanır ve ruhuna değer.
Ruh sadece yüksek duygularla, soylu ideallerle, zamansız, kalıcı değerler nedeniyle erdemlerle hareket ettirildiğinde yücelir…
Ruhunun büyümesi için en iyi egzersiz beden kozan içinde yaptığın her işi severek yapmaktır...Yaşadığın her anda mevcut olmaktır… öğrenerek yaşamaktır… çevrende baktığın her şeyin özüne dalmaktır… her şeye rağmen yaşamayı sevmektir…kaderini sevmektir… yaşamın sırlarla dolu aynası önünden insan suretinde geçen diğer ruhları sevmektir. 
Böyle yaşarsan bilinç antenin yükselir, titreşimin ve ışığın artar... Bedenin yerde olsa da, ruhun sevginin kanatlarıyla yükselerek büyür. 

İnsanlar neden bağları yaşarken korkar biliyor musun ?
Bağlarını bağımlılıkla karıştırıp, bağlandığında kendi olmayı, ruhsal tekamülünü sürdürmeyi bilemediği için,
Kaybetme, zarar görme, terk edilme, özgürlüğünü yitirme vs vs korkularına kapıldığı için,
Ruhsal boyuttaki bağların asla kopmayacağını bilmediği için,
Sevgiyi aklileştirmeye çalışıp, sevginin tahtının kalp makamı olduğunu unuttuğu için,
İnsan nedir bilmediği, kendini tanımadığı için…

Benin içinde saklı Özbenini keşfetmezsen, nasıl BİZ olabiliriz ki ?
Kendinle, ruhunun huzurunda başbaşa kalamazsan, diğerleriyle başbaşa verebilir, cancana olabilir misin ?
Göksel bağlar… Senin ruhunu diğer insanların ruhuyla birbirine bağlar… oradan içinde yaşadığımız yuvamız Dünya Ana ve koynundaki hayvanlar, bitkiler, minerallere, oradan Güneş Sistemine, oradan Samanyolu galaksisine ve oradan da daha üst planlara… Ruhumuz Evrensel Ruh’ta köklenir… BİR’in içinde, birlik içinde.

Sen Adem, sevmeye cesaret et,
Dem dem, demlenerek daha derin hissederek,
Köklerinle bağlarını keşfet.
Ne kadar çok, koşul koymadan seversen, korkuların o kadar azalır.
Ne kadar çok seversen, o kadar sevilebilir olursun…
Özden ve derinden sev…
Köklerinden göklere kadaaaaaar titresin kalbin, ruhun…
Bunları yeni deneyimlediğin için farklı hissedebilirsin… Korkma bu duygudan.. O seni özgürleştirecek.
Değeriz her birimiz aşka
Yeter ki değerimizi bilelim..
Kadrimizi bilelim
Işık çoğalsın.
İnsan olmanın değerini vereceğimiz, yenilenme fırsatlarıyla ve farkındalıkla dolu bir yeni yıl dilerim hepimize,
2016'ya sevgiyle, umutla  MER-HA-BA,  yeni yılda tüm gönüllerde, Toprak Ana'nın cömert kucağında birarada yaşayan tüm ruhsal kardeşlerimin kalbinde kökenlerimize, Hakikat'e aşk olsun...Çünkü aşk güzelliği dünyaya getirmek isteğidir. 
Platon ruhların güzelliğe tırmanışını nasıl da güzel anlatır Şölen'de: “Bu dünyanın güzelliklerinden başlayacaksın, hiç durmadan, basamak basamak yüce güzelliğe yükseleceksin; bir güzel bedenden ikisine, ikisinden bedenlerdeki güzel ruhlara, sonra güzel bedenlerden güzel işlere, güzel işlerden güzel bilgilere, güzel bilgilerden de, sonunda bir tek bilgiye varacaksın; bu bilgi de, o tek başına var olan salt güzelliğe varmaktan, gerçek güzelliğin özünü tanımanın bilgeliğinden başka bir şey değildir. İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an işte yalnız o an için insan hayatı yaşanmaya değer ! Günün birinde onu görürsen, hiçe sayarsın artık altınları, süsleri püsleri…İnsan, güzelliği her şeyden arınmış, katıksız olarak bir görebilse! İnsanın tenine, bedenine, rengine, daha bir sürü ıvır zıvırına bulanmış güzelliği değil, biricik görüntüsüyle özündeki derin güzelliğini ! "

Zihnimde çok güçlü bir imgelem var:  Gökten düşen damlacıklar gibi insan ruhları...
Gökte bir yerlerde bir yoğunlaşma ,
Çok çok yukarılarda içi doldukça ağırlaşan bir büyük damla
An gelir kopar oradan, hızla düşer maddeye,
O hızla maddeye çarpmanın etkisiyle bölünüverir milyarlarca damlacığa…
Biz insanların yeryüzüne saçıldığı gibi.
Dene, su damlacıklarını parmak ucunla nazikçe birleştir, göreceksin nasıl istekle yaparlar bunu… Birleşen zerrelerin güçleri artar ve tekrar akışa geçerler… Kaynağa doğru …
Sen ben değirmenlere karşı…akalım dereler gibi denizlere…
as above so below … be love
2012’de yazdığım bir şiir de yerini buluverdi tekrar :
B’AĞLAR
Bağımsız sevmek,
Ruhsal bağları yaşarken
Duygularına bağımlı olmadan
Kader ağlarının bilincinde

Bağımsız bağlılığı sürdürebilmek
Koşulsuz sevgiyi yaşayarak
Büyü'rken kalbin öz'gürce
Sevgiyle çoğalarak.

Tutkularla bağlanmadan,
Gelene gidene ağlamadan
Diğerlerine bel bağlamadan
Sevgiyle yaşamak.

Gökteki Bir'leşmeye doğru
Yerdeki ayrışmayı aşarak yürümek.
Yarışmadan, vuruşmadan, acelesiz.
Öz’ü’gür, beklentisiz

Ruhların göksel bağları nedeniyle
Yeryüzünde yoldaş olanlara
Cennet bağlarının aşk şarabından tatmak nasip olsun
Aşıkların yolları açık, rehberleri ışık olsun…
....
Kendinden başka kimseye
Sahip olunamayacağını bilirsen
Kaybetme ihtimalin de,
Korkun da olmaz
Uğur Başak Arpacıoğlu, Moda, 31.12.2015 

“Sevgi, bağları birbirine bağlayandır.” “Love is the bond of bonds.” Giordano Bruno

Değirmenler, Şebnem Ferah 


12 Mart 2015 Perşembe

Asla pes etme...karşı olmak mı BİRlik için (de) olmak mı

Bir şey İÇİN olmak, bir şeye KARŞI olmaktan daha fazla güç ve enerji verir.

Karşıtlığı bırak, zihnin yanılsamasıdır 
Kendi içinden başlayarak dışarı doğru,
Birleş, birleştir, 
Çünkü birlikten kuvvet doğar. 

"Ey insanoğlu kendini tanı!" 


"Eğer arıyorsan apaçık Gerçeği
Vazgeç ayırmaktan doğruyla eğriyi
Doğru ile eğri arasındaki çelişki
Zihnimizin bir illeti."
Tao Sessizdir


Biz insanlar, seçim yapabilme özgürlüğümüz ile diğer varlıklardan daha özel bir durumdayız...Seçim yapma özgürlüğümüz ve hata yapma özgürlüğümüz var...

Seçimlerimizle, tercihlerimize ve kaderimize bağlanırız...Bu nedenle karmik zincirlerimizi oluşturan tercihlerimizin hayatımızda tezahür ettiği tutumlarımıza dikkat göstermeliyiz. Değer verdiğimiz şeyler ve onlar uğruna mücadelemiz kimi zaman bir desteğin kimi zaman da bir muhalefetin ifadesi olmaya düşebilir. Ve bizim bakış açımız bir şey için veya bir şeye karşı oluşumuzu belirler...

Enerjimizi ve niyetlerimizi olan bitene tepkimizi göstererek kullandığımızda negatif etkiye bir katkı daha yaparak gölgenin büyümesine neden oluruz. İçimizi boşalttığımızı ve rahatladığımızı zannederiz, ancak içimizdeki karanlık taraf tetiklenmiş ve yüzeye çıkarak diğer karanlık güçlere katılmış olur…

Etki-tepki kısır döngüsünde olmak inşa etmek, değerleri korumak değildir. Reaksiyon vermek bir tür katarsistir, psikolojik boşaltım yerine yapıcı, dengeleyici sağaltım  geliştirmeden etki-tepki zincirine bağımlı kaldığımızda, daha sonra tekrar karşımıza çıkacak ve imtihanlara gireceğimiz yeni negatif karma oluşturmuş oluruz...Yüzeyde, gösterdiğimiz tepkinin gerekli ve ihtiyaç olduğu kanısına kapılsak da, negatif enerji taşıyan bir eylem bir erdem olmaktan uzaktır. 

Bir şeye karşı olmak kolaydır... Bir şey için olmak ve onun için istikrar ile çalışmak ise emek, cesaret ve aşk ister... 

Işığı korumak, hümanist değerleri yeniden inşa etmek ve daha insani bir yaşam sürmek istiyorsak, yapıcı enerjilerimizi kullanmalı, yaratıcı güçlerimizi aktive edecek yollar bulmalıyız...Ve işe kendimizden başlamalıyız...

Karşıt ve mesafeli gibi görünen iki nokta aslında yukarıdan baktığımızda bir çizgiyi oluşturur...Ancak bilinç antenimizi yükseltip çizginin üzerinden/kutunun/mağaranın dışından bakarsak farklı bakış açılarıyla yaratıcı ve yapıcı çözümler bulabiliriz. 

Yönümüzü bulmaya yardım eden gökyüzündeki yıldızlar gibi olan idealar dünyasında kadim zamanlardan beri insanlığa rehberlik etmiş herkes için iyi, her zaman geçerli olan İdeallere sahip olmalıyız...

Bir şey için olmak, bir İdeal ile yaşamak, değerleri korumak ve yeniden görünür kılmak için çabalamak, enerjimizi bu yönde kanalize etmek, olumlu, pozitif, yapıcı güçleri taşır, evrendeki olumlu güçlerin desteği ile aktive olur...Hem kendimizi, hem de çevremizi koruyan bir ortaçağ kalesi inşa etmeye benzer. 

Bilincimizi, düşüncelerimizi, duygularımızı yüksek titreşimlerde tuttuğumuzda, bireysel ve toplumsal ölçeklerde değişimleri ve dönüşümleri ilham eden güçlere birer aracı olabiliriz... 

Yaşamda aktör olmak, içinde olduğumuz zamanda, mekanda, ANda mevcut olmak ve üzerimize düşen insanlık vazifesini insanın göksel ve yersel Atalarına layık olarak yapmaktır...

Eylem yapmak, meydanlarda karşıt enerjileri ifade etmekten, kızgınlık, tepkilerimizi saçmaktan ve yakıcı ve yıkıcı ateşi körüklemekten daha fazlasıdır. 

Yarınlar için, gelecek için bugünün tecrübesinden hareketle yeni tohumları, uygun topraklarda ve doğru zamanlarda ekmeyi bilmektir... Umut ekmektir... Sevgi ekmektir...

Doğru eylem yapmak, karşılıksız, ödül beklemeden insanın üst doğasına göre düşünmek, hissetmek, konuşmak, davranmak, yaşamaktır... Sadece teoriler üretenler değil, bilgileri hayatında örnek olarak yaşayanlara dönüşmek, ışığı taşıyan birer meşale olmaktır.  

Seçimlerimiz geleceğimizi belirliyor... sadece benlerimiz için değil... Benlerden"Biz"e ulaşmak için...Birliği korumak için... 

Evrende olumlu değişimler yaratmak için, içimizdeki karanlıkların içinden geçmek için onları kabullenme zamanı... kaçınılmaz bir şekilde kendimizle, kaderimizle yüzleşme zamanı...ve ışıkla yıkanma...arınma ve Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğma zamanıdır... 

"Aydınlığın çoğaldığı yerde karanlıklar geri çekilir."  der bir filozof.. 

Asla pes etmeyin... 
Mücadelemiz aşk ile ışık için
Sevginin ve erdemlerin evrensel güçlerini kuşanarak 
Başımız dik ve onurla olsun.

Bizler uzun bir geçmişi olan ve geleceği ışığa doğru olan çamura bulanmış cevherleriz....

Zorluklardan yıldızlara ( per aspera as astra ) 
asla pes etme (nil desperandum

Sevgiyle, umutla, 
İleri ve yukarı...

Uğur Başak Arpacıoğlu
12.03.2015, Moda, İstanbul 
Uranüs günbatımından sonra tam karşımda göz kırpıyor. 


Don't Quit / Asla pes etme 


When things go wrong, as they sometimes will, 
And the road you're drudging seems all up hill, 
When the funds are low and the debts are high 
And you want to smile, but you have to sigh, 
When care is pressing you down a bit, 
Rest if you must—but don't you quit.

İşler ters gittiğinde, bazen olabilir,
Yürüdüğün zorlu yol tamamen dimdik görünüyorsa,
Fonlar/kaynaklar az ve borçlar yüksek olduğunda,
Gülümsemek isterken, iç çekmek zorundaysan,
Bakımınaa dikkat etmek seni biraz sıkarken,
Gerekirse dinlen - ama asla pes etme. 

Life is queer with its twists and turns, 
As every one of us sometimes learns.
And many a failure turns about
When he might have won had he stuck it out.
Don't give up, though the pace seems slow 
You may succeed with another blow.
 
Hayat, iniş çıkışları ve döngüleriyle tuhaftır,
Her birimizin zamanı gelince öğrendiği gibi. 
Ve birçok başarısızlık ortaya çıkar,
Sıkı tutunup dayanırsan başarıya dönüştürebileceğin. 
Asla vazgeçme, adımlar yavaş gibi görünse de
Başka bir hamle ile başarabilirsin.

Often the goal is nearer than
It seems to a faint and faltering man.
Often the struggler has given up
When he might have captured the victor's cup, 
And he learned too late, when the night slipped down, 
How close he was to the golden crown.
 
Çoğu kez hedef, 
Zayıf ve titrek bir adama göründüğünden daha yakındır. 
Çoğu kez mücadele eden pes etti, 
Oysa zafer kupasını ele geçirmiş olabilirdi,
Çok geç öğrendi, ancak gecenin karanlığı çökünce,
Altın taca ne kadar yakın olduğunu.

Success is failure turned inside out—
The silver tint of the clouds of doubt.
And you never can tell how close you are, 
It may be near when it seems afar; 
So stick to the fight when you're hardest hit
It's when things seem worst that you mustn't quit.
Başarı başarısızlığın ters yüz edilmiş halidir 
Şüphe bulutlarının gümüş rengi.
Asla ne kadar yakın olduğunu söyleyemezsin,
Çok uzak gibi göründüğünde bile aslında çok daha yakın olabilir;
Bu yüzden mücadelene en sağlam duruşunla devam et
Herşey en kötü şekillerde göründüğünde asla pes etme. 

Anonymous – Anonim 
( 19.yy’da birkaç şairin imzasıyla yayınlandığı söylense de şiirin sahibi kesin olarak bilinmemektedir.) 





Her şey üstüne gelip, 
Seni dayanamayacağın
Bir noktaya getirdiğinde,
Sakın vazgeçme!….
İŞTE ORASI KADERİNİN DEĞİŞECEĞİ NOKTADIR.

Mevlana Celaleddin-i Rumi 



Salvador Dali 


Leonardo da Vinci

10 Şubat 2015 Salı

Mutluluk Öz'den yayılan Aşk'tır...bahtiyar OLalım...

Mutluluğa ermek kendinizi bulmaya benzer...
Mutluluk bulunmaz, mutluluğu inşa edersiniz.
Adına yaşam denen kendini gerçekleştirme serüveninde,

Kim olduğunuzu,
Kim olmak istediğinizi,
Öz'ünüzü bilirseniz,

Sizin için en uzun vadede en anlamlı olan, varoluşunuza anlam katan,
ve yaşamınızda derin tatmin hissi veren şeyleri yaparak
Mutluluk patikasının taşlarını öz'enle ellerinizle döşersiniz...

Mutluluk, düşüncelerinizin, sözlerinizin ve eylemlerinizin birbiriyle ve Öz'ünüzle uyumlu olmasıdır.

Öz'ünüze ve Hakikatinize sadık kalın.

-ki - Mutlu OLun...mutlu edin...

Tam olarak hatırlamasanız da derin sezgisine sahip olduğunuz,
Ruhunuzla verdiğiniz s'ÖZ'lere sadık kalın.

ki Aşk olsun...

Onu dışımızda dilenerek, dillendirerek aramak yerine,
Öz'deki cevheri keşfedip parlatarak
İçeriden dışarıya doğru yaşayalım
Cömert ellerle Nar-ı Aşk'ı yayalım

Kendini bul'AN
OL'an ile mutludur.
Kendini bil'EN
Hakiki Aşıktır...

Aşkı Öz'de arayana
Bahtı YAR OLur...

Kadrini bil'en Sevgililer KUTlu ve MUTlu OLsun...


Uğur Başak Arpacıoğlu, 08.02.2015
İlham ol'anlar:
COME't Lovejoy
O'Fortuna
"Taştın yine deli gönül" Yunus Emre


DURU
Dur
Duraksız
Düşüncelerin peşinde
Koşa dur
Dır dır dır
Dur dur dur
...
Dur’duru’labilen zamAN
Var mıdır ?
Ya zam ansız olan ?
...
(Bir iç çekimi)
...
Tinsel sudur
Aşk
İçersin
Sudür eder göklerden
Kendinden (diğerlerine) geçersin
...
İşte budur..
AŞK
Durudur

Dur
Ses etme
Soluk verme...
İçindeki O’dur.


B_flex
Su akar, deli bakar.
Yuvada: “Sihirli krallığım dertsiz başım”







22 Aralık 2014 Pazartesi

Sonsuzluk AYNası

Ne dün var, 
Ne yarın...

Hepsi AN'daki
bilinç Ayn'ANda

iç içe
geçer zamAN

seyr'üseferde insAN


21.12.2014
B'aşk 

* Ayn= göz / kaynak, pınar /  bir kimsenin veya şeyin kendisi, özü. 




9 Aralık 2014 Salı

ÖZlerin buluşması-2

Surete bakma ayrıştırır
Manaya geç birleştirir

Yaşı büyük olan çok mu bilir ?
Boyu kısa olan az mı görür ?
Uyan yaHu çar'çabuk
Ruhun yaşı kaç kimbilir ?

Adem aynalara bakan ayna gibi
Bu fani dem perdede
Sırra kadem basmaya yürür
Kalbdeki kor ateşi elinde

Özünü bilen
Sever diğerlerini
Sunar can hizmeti
Doğrultur değerleri

Diğerinin özüyle ilgilenen
Kendi özüne dair bilgilenir
Özüm özüne baka baka demlenir
Adem ademde kendini bilir

Özlerimiz bir
birbirini Özler
Özlem ile
Birbirini
BİR-BİR ini

Bir gün kavuşur zerreler
Elbet okyanusta birbirine
El ele
Karışır
BİR-BİR ine

Derim ince, adım B'aşk
Birliği koru çare OLur Aşk
Işıkla 
...
Uğur Başak Arpacıoğlu
Moda, 09.12.2014
son düzenlemeler Didim, 25.10.2020




24 Ekim 2014 Cuma

Karanlığın içinden doğdum...

Yüzdün yüzdün
Kuyruğuna geldiysen kendinin
Yüzleşmeden gÖLgenle binemezsin
Sisli nehirde seni bekleyen kayığa

Araftan geçmek için
Vazgeçmelisin taraf olmaktan
Bırakmalısın kendini
Karanlık geçitteki girdaba

Yalnız ışığını arttırarak değil,
Gölgeleri de bilincine katarak
Birleştirirsin iki yakasını
Sonsuz akıştaki suların

Yerin üzerine çıkmak için
Savaşmadan, dönüp kaçmadan
Geçmelisin içinden… Aşkla
Kalbini fethederek kar’AN’lığın

Bilirsen insanın özünü
Ayırmazsan yolundan gözünü
Çözemez sende olmayan seni
Kavuşursun öte ucuna

Kendi derinliklerinde
Karşıtlıklarla yüzleşip
Birleştirdiğinde gölgeni ışığınla
Saf kalbinin huzurunda

Doğanı AN’larsın…
Ne karanlık vardır artık
Ne gölge, ne de ışık
Cevherine varırsın

Manadan açılarak
Zamanla yayılmış
Cisimlere titreşimlerle
O kaynağa çıkarsın

Meçhule giden okyanusta
Bırak ki akasın
Suyun hiç bir şeyi tutmadan saf kaldığı gibi
Suyun tutulamadığı gibi…

Yüzdün yüzdün ya…
Olur da çoğullukta boğulmazsan
Korkundan gayb’olmazsan
Ölüp de dönebilirsin aslına.

Gölge desen ışık da sen 
Yer de bir gök de bir aslen.

Bflex life in flux, 24.10.2014, ist’AN’bul

Müzik : NEREIDA - Mario Frangoulis 
Sözler: Federico Garcia Lorca 






C.G.Jung - RED BOOK



25 Ağustos 2014 Pazartesi

RÜYAM - ΤΟ ΟΝΕΙΡΟ

RÜYAM
Dün gece gördüğüm rüyamda, karanlık bir dairenin içinde buldum kendimi
Bir kenarındaydım dairenin ve diğer tarafında bir ben daha vardı
Ona soru sormaya ve kendimi yanıtlamaya hazır bir şekilde
Sonra kaybettim kendimi, kaybettim bir çiçek bahçesinde
Ateşler boyunca, dervişlerin etrafında dans edip şarkı söylediği
Eyvallah, dans edip şarkı söylediği , Eyvallah, dans edip şarkı söylediği

Ve ben bir çocuk gördüm, zarlarla oynayan ve onları fırlatan bir bebek
Arzu dolu son bir öpücük ve ilk çocukluğumun sevimliliği
Ve orada o anda kendi şarkımı duydum
Aşkımın şarkıları ile ölüm uykuma daldım
Ve birden yeniden, bahçedeki çiçeklerde kayboldum
Ateşler boyunca, dervişlerin etrafında dans edip şarkı söylediği
Eyvallah, dans edip şarkı söylediği , Eyvallah, dans edip şarkı söylediği

Ve ben umutlarımızın gölgelerini gördüm, önümde suskun bir şekilde yürüyen
Bu boş dünyanın sembolleri, işaretleri ve gizli şekilleri
Yirmi asırlık karanlık artık sonuna yaklaşıyor
Ve bir dünyadan diğerine zaman geçiriyoruz
Ve birden yeniden, bahçedeki çiçeklerde kayboldum
Ateşler boyunca, dervişlerin etrafında dans edip şarkı söylediği
Eyvallah, dans edip şarkı söylediği , Eyvallah, dans edip şarkı söylediği

Dün gece gördüğüm rüyamda, karanlık bir dairenin içinde buldum kendimi
Bir kenarındaydım dairenin ve diğer tarafında bir ben daha vardı
“Söyle bana, tüm bu izlediklerim nedir?”, diye sordum bir anda kendime
“Sorma, sadece izle ve çık ” diye cevapladı kendim, ve uyandım.
ΤΟ ΟΝΕΙΡΟ
Στίχοι: Δήμος Μούτσης
Μουσική: Δήμος Μούτσης
1987

Βρέθηκα σε κύκλο σκοτεινό στ΄ όνειρο που είδα χθες το βράδυ
κι ήμουνα απ΄ τη μια του κύκλου εγώ κι εγώ από την άλλη
κι ήμουνα απ΄ τη μια του κύκλου εγώ ήμουνα εγώ κι από την άλλη
έτοιμος να μου αποκριθώ και να ρωτήσω πάλι
κι ύστερα χάθηκα μακριά, χάθηκα σε ολάνθιστα περιβόλια,
παρέα με τους δερβίσηδες γύρω από τη φωτιά, χορεύοντας και τραγουδώντας
έιβαλα χορεύοντας και τραγουδώντας, έιβαλα χορεύοντας και τραγουδώντας.

Κι είδα ένα παιδί, μικρό παιδί που έπαιζε και μου `ριχνε στα ζάρια
το ύστερο του πόθου μου φιλί, τα πρώτα παιδικά μου χάδια
κι εκεί εκείνη τη στιγμή άκουγα να τραγουδάνε εντός μου,
ο ύπνος με το θάνατο μαζί, τραγούδια του ερωτός μου
κι ύστερα πάλι ξαφνικά, χάθηκα σε ολάνθιστα περιβόλια,
παρέα με τους δερβίσηδες γύρω από τη φωτιά, χορεύοντας και τραγουδώντας
έιβαλα χορεύοντας και τραγουδώντας.

Κι είδα τις ελπίδες μας σκιές, βάδιζαν αμίλητα εμπρός μου,
σύμβολα, σημεία και μυστικές μορφές αυτού του μάταιου κόσμου
και είκοσι αιώνες σκοτεινοί έφταναν στο τέλος τους πια τώρα
κι από `ναν κόσμο σ΄ άλλονε τελικά, εμείς, περνάμε, λέει, ώρα την ώρα
κι ύστερα πάλι ξαφνικά, χάθηκα σε ολάνθιστα περιβόλια,
παρέα με τους δερβίσηδες γύρω από τη φωτιά, χορεύοντας και τραγουδώντας
έιβαλα χορεύοντας και τραγουδώντας, έιβαλα χορεύοντας και τραγουδώντας.

Βρέθηκα σε κύκλο σκοτεινό στ΄ όνειρο που είδα χθες το βράδυ
κι ήμουνα απ΄ τη μια του κύκλου εγώ κι εγώ από την άλλη
πες μου τι είν΄ αυτά που βλέπω εδώ, πρόφτασα να πω στον εαυτό μου,
μη μιλάς μον΄ κοίτα και πέρνα λέει αυτός και βγήκα από τ΄ όνειρό μου.

MY DREAM
I found myself in a dark circle, in the dream I had last night
I was standing on one side of circle and there was another me on the other side
was ready to answer to me and ask myself once more
afterwards I was lost far away, lost in gardens full of flowers
accompanying dervishes all around the fire, dancing and singing
"Eyvallah" dancing and singing

And I saw a child, a young one, that was playing me the dice
the latest kiss of lust for me, and also my first childish caresses
and at this point - that moment I heard my song,
sleep to death with songs of my love
Afterwards I was suddenly lost in gardens full of flowers
accompanying dervishes all around the fire, dancing and singing
"Eyvallah" dancing and singing

And I saw our hopes like shadows, walking speechless in front of me,
symbols, points and secret shapes of this pointless world
and now it's near the end of twenty dark centuries
and from one world to another, we are spending time
Afterwards I was suddenly lost in gardens full of flowers
accompanying dervishes all around the fire, dancing and singing
"Eyvallah" dancing and singing

I found myself in a dark circle, that I dreamt last night
I was standing on one side of circle and there was another me on the other side
"Tell me, what's all these I'm watching ?", I found time to ask myself
"Don't you ask, just watch and leave" myself answers, and I got out of my dream.




17 Ekim 2013 Perşembe

Karşıtlıkların ötesindeki gücün kapılarında

Ey Yolcu,
Darüssena’dır gördüğün
Kendi cehennemine inip
Uz’laştırdığında ayrılığı
Küll’erinden doğumun nasip
Ka’derinden ör’düğün

B’aşk, 17 Ekim 2013, g’öz’tepe


Tamu / İhsan Oktay Anar

Kurşun Lahdin eritilmesinden dört yüzyıl kadar önce, Halife Mansur Hazretleri düşünde gökten kayan iki yıldız görmüş, meğerse bunlar Harut ve Marut adlı iki melekmiş. Ademoğullarının dünyada döndürdükleri işleri merak ettikleri için göğün en yüksek katının izniyle gece yere iniyor, şafak sökünce de esrarengiz bir beyit okuyup tekrar eski yerlerine yükseliyorlarmış. Ne var ki günün birinde ölümlü bir kadına âşık olmuşlar. Kadın da bunları serhoş edip göklerin kapısını açan beyiti ağızlarından almış. Esrarengiz sözleri söyler söylemez yükselmeye başlamış, ama yarı yolda diğer melekler onu çarpıp bir yıldız yapmışlar. Bu yıldızın adını Zühre koyduktan sonra, Harut ve Marut'u saçlarından bir kuyuya asıp cezalandırmışlar.
Sabah olunca, Halife Mansur Hazretleri atına atlayarak düşünde gördüğü bu kuyuyu arayıp bulmuş. Yaklaşıp baktığında dibinde kendi aksini görmüş. Sudaki aksi ona, "Ey Mansur. Sonunda geldin. Nice zamandır burada seni bekliyordum. Ben senin aksin değil, ikizinim. Sana ilim vereceğim, ama yalnızca bir tek şey sorabilirsin. İyi düşün ve bana sadece bir soru sor," demiş. Halife Efendimiz de havsalasını zorlayıp iyice düşündükten sonra, "Bana dünyadaki herşeyi göster," demiş. Kuyunun ayna gibi parlak sathında o an, dünyanın o güzelim sureti görünüp kayboluvermiş. Halife Mansur'un kamaşan gözlerine yeniden nur geldiğinde, az ötede akan ırmağa, Dicle'ye bakıp burada bir şehir kurmaya and içmiş.
Yüzbin işçi yirmi yıl çalışıp o dairevi şehri, bugünkü Eski Bağdat'ı dünyanın suretine uygun olarak bu yüzden inşa etmişler. Merkeze el Mansur Camii ile bir saray kondurup etrafına gökyüzündeki on iki burcun timsali olan on iki devlet binasını dikmişler. Dünyayı çevreleyen Kaf Dağı yerine, bu şehri tam bir daire şeklindeki bir surla kuşatmışlar. Sonunda burası Halife Efendimizin kuyuda gördüğü surete fazlasıyla benzemiş. Barışın hüküm sürdüğü bu şehre Madinetü's Selam denmiş. Gelgelelim şehri kurmakla yükümlü iki mimardan biri işi gücü bırakıp, Bağdat'ın kuruluşunu anlatan bu masalı kurmuş. 
O gün bu gündür, bu masala İlk Bağdat Masalı denir.
Gassal'ın sırrını açıklayan esrarengiz yazıları incelemekle meşgul bilginler, yaşadıkları bu şehri iki mimardan hangisinin kurduğuna karar veremiyorlardı. Dünyanın suretine göre dairevi şekil verilmiş olan Eski Bağdat, giriş yasağına rağmen definecileri, tılsımcıları ve serüvencileri, sözün kısası dünyanın binbir haline âşık binbir türlü insanı bir girdap gibi kendine çekiyordu. Geceleyin surlarını gizlice aşanları, yarıçapında geleceği gören kahinleri, ellerinde usturlabla yer tayin eden definecileri, mıknatıs taşıyla ay tozları toplayan simyacıları yutuyor, geriye masallarını bırakıyordu. Bunlar İlk Bağdat Masal'ına ekleniyor, kâhinin, simyacının ve definecinin boynu vurulmuş bedenleri yeraltında yatarken, ruhları bu masalın cüzleri olarak ay altında dar sokaklarda dolaşıyordu. Yeri geldiğinde lamba içlerine, halı püsküllerine siniyor, fırsat bulduklarında ise yeni düşlere ve
tasarılara girip yeni masallar yaratıyorlardı. Yaşayan vârisleriyle ilk mimar ne kadar köşk, kasır, kâşane ve saray yaparsa yapsın, Bağdat'ı ikinci mimar kadar büyütemiyordu.
Bilginlerin esrarengiz yazıları incelediği Darüssena, simyacıların, madrabazların ve daha nicelerinin düş gücünü azdıren bu dairevi şehrin Basra kapısının karşısındaydı. Bu binanın zemin katında, kendi kendine işleyen aygıtların yapıldığı, altını iki katına çıkaran formüllerin sınandığı, akıllara durgunluk veren silahların denendiği işlikler vardı. Burada aletlerin yayları kurulur, sarkaçlar koyverilir, pergeller döner, imbikler fokurdardı.
İkinci katta ise bu âlemin gidişatına yön veren ilkeler incelenirdi. Hasta madenleri, saf halleri olan altına dönüştürecek eliksirin hassaları, kız istemek ve savaş açmak için uygun zamanları gösteren takvimlerin ayrıntıları, gezegenlerin tuzlar üzerindeki etkileri burada tartışılır ve sonuca bağlanırdı. Üçüncü ve son kat ise, rafları kitaplar ve parşömenlerle tıka basa dolu olan o kadar muazzam bir kütüphaneydi ki, burada Halid bin Yezid'in "Firdevs el Hikme"sini bulmak bile mümkündü. Bu binada ayrıca çatıdan bodruma kadar inen ve ağzında sağlam bir kapak bulunan bir "kuyu" vardı. On kulaç derinliğinde olan bu kuyunun dibinden gökbilimciler, bir düzenekle kapağı açıp hava aydınlıkken bile yıldızları gözleyebilirlerdi. Küçük bir kale görünümündeki Darüssena'ya bir casusun ya da parmağında zehir dolu bir yüzükle bir intahar fedaisinin sızması mümkün değildi. Çünkü buranın bir tek kapıdan başka girişi yoktu. Gündüzleri tavandaki delikten giren güneş ışığı aynalar vasıtasiyle bütün odalara, işliklere ve hücrelere yansıtılırdı. Kundakçılara ve fedailere karşı türlü tuzaklar geliştirilmişti. Damda, avluda ya da içeride sık sık, ya Zühre'nin ışığının erbezlerini patlattığı bir Moğola, ya da mizaç dengesi bozulup gözleri taşa dönüşmüş bir Gazneliye, yahut madeni şişelere hapsolmuş Karmatlılara rastlanırdı. Bilginler, kurşun lahitten kalıbını aldıkları anlaşılmaz yazıları işte böyle bir yerde inceliyorlardı. Sabahtan bu yana kafa patlatmalarına rağmen varabildikleri yegâne sonuç bunun, içinden kolayca çıkılabilecek bir iş olmadığıydı.

Esrarengiz metin şu ifadeyle başlıyordu:
"Hakikatin Efendisi günahkâra şöyle dedi: 'Sağdakilerin en üstünden soldakilerin en altına inersen cehennemin kapısını bulursun'".

"Cehennemin kapısı", bilginlerin bir çoğunu korkutmamış değildi. Gelgelelim taşıdıkları muskaların onları bu uğursuz ibareye karşı koruyacağı apaçıktı. Yine de akıllarına binbir türlü düşünce geldi. Yazıldığına göre ahrette, cennetlikler Peygamber Efendimizin sağına, cehennemlikler ise soluna toplanacaktı. Öyleyse sağdakilerin en üstünü ve şereflisi, soldakilerin en alçağı ve soysuzu olduğunda cehennemin kapısı ona açılacaktı. Buraya kadar herşey makul görünüyordu, fakat metnin geri kalan kısmına nasıl bir anlam vermek gerekecekti? Çünkü, Hakikatin Efendisinin sözünden sonra, tuhaf bir Yunancayla yazılmış bir metin başlıyordu:

"en toutois e aitia tes melainas koles
esti filia kai o sitos o skleros. outos, noso
gignetai e lupe en tuma kai en somati melaina
kole. aute kole mekanetai malista ton karkinon
en geronti kai filomania en neania, osper outosf
rontizei ten filen, siopei de dia tes emeras. o
poros tou nosou melainas koles d'esti me melein,
upaluskein de epitumia kai diagein radios, anagke
estein kuamon kai labraka, etera esti kakos.
frontizetin dei ton kalon tina."

Yunanca bir tıp kitabından alınmışa benzeyen bu metni bilginler şöyle tercüme etmişlerdi:

"Bu kilerde melankolinin nedeni aşk ve
kuru gıdadır. Böylece bu hastalıkta ruhta keder
ve bedende kara bir safra oluşur. Bu kara safra
yaşlılarda urlara, gençlerde ise aşk deliliğine
yol açar, öyle ki, genç gün boyunca sevgilisini
düşünür ve susar. Melankoli hastalığının çaresi
ise kaygılanmamak, tutkudan kaçınmak ve rahat
yaşamaktır. Baklagillerden ve lezzetli balıklardan
yemek gerekir, başkaları kötü gelebilir. İyi bir
şeyi düşünmek icab eder."

Melankolinin nedenlerini ve sonuçlarını açıklayan, tedavi ve perhiz usulleri hakkında bilgi veren bu metin bilginlerin kafasını iyice karıştırdı. Bazıları bizzat bu hastalığın cehennemin kendisi olduğunu düşündüler. Fakat Gassal'ı yenilmez kılan güç, bu hastalığın neresinde olabilirdi? Sonunda içlerinden biri, melankolinin de bir tür delilik olduğunu, herkesin bildiği gibi bazı delilerin olağanüstü güçlü oldukları için zincirle zor bela zaptedildiklerini söyledi. Gassal'ın Cabir'i deli kuvvetiyle yendiğine önce hiç kimse inanmak istemedi. Gel gör ki bir süre sonra, başka bir açıklama bulamadıklarından bu fikre sarılmak zorunda kaldılar ve olağanüstü bir üzüntünün inanılmaz bir kuvveti nasıl sağlayabileceğini bulmaya çalıştılar. Öğle vaktine kadar henüz bir sonuca erişememişlerdi.

İhsan Oktay Anar, 1996, yayınlanmamış bir kitabından
Kaynak: Kitap-lık dergisi, Eylül-Aralık 1996



3 Nisan 2013 Çarşamba

Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş


Kadim bilgilere kulak veriyorum yine...Günlük zihinsel beslenmemi yapmak ve gündelik yaşamda tozlanan zihin aynasını parlatmak için.

Xsantos’tan M.Ö 9 yy’dan günümüze ulaşan eski bir tapınak yazıtını bir kez daha çıkarıp okuyorum, bir defa yetmiyor insana. Kendini tanıma yolculuğunda menzili gözden kaybetmemek için, neden yaşadığımızı, nasıl yaşamak gerektiğini sürekli hatırlamak için, her zaman ve herkes için geçerli, bilinci yükselten bilgelik öğretilerini yineleyerek yenileniyorum.  

Onları okudukça, her daim özümüzde bulunan, ancak çevremizdeki ve içimizdeki gürültülerden her zaman işitemediğimiz, sadece ona kulak verdiğimizde duyulabilen “Sessiz Konuşmacı”nın rehberlik yapan sözlerini duyabiliyoruz. Ruhumuzu yakalayan sözleri…

Yaşam denen bu gizemde evrenin ve kendisinin varlığını sorgulayan, hayatın anlamını arayan herkesin içinde yaşayan insanlığın tecrübelerin birikiminin kolektif, ezeli ve ebedi deyişleri bunlar. Adam olma yolunda yürüyen, yaşam okulunda büyüyen insanoğluna eşsiz öğütler.

“İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.” diyor bilgeler ve ekliyorlar “Öğretileri yargılarsan onları anlamaya da...”

Kadim öğretilere kulak verelim. Onlar geçmişe ait değiller, geçmişten günümüze uzanarak bugünün insanının anlayışı ve uygulamaya geçirmesi için o büyük hafızada korunarak bizlere aktarılıyorlar…Zamansız bir kütüphane gibi. Kapısının açılmasını bekleyen... 

İçlerindeki bilgeliği özümsemek için onları anlayabileceğimiz seviyelere indirmek yerine, kendi bilincimizi kadim öğretilerin seviyesine yükseltmeyi deneyelim.

Anahtar kendi içimizde bulunuyor.


“Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma.

Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.

Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut.

Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız kısa ve açık seçik konuş.

Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.


İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur.

Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.

İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.


Sevmediğin zaman sever gibi yapma.

Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.

İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.

Ve unutma ki; insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşka burun kıvırma sakın; o çöl arasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.


Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.

Rüzgarın yönünü değiştirmediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.


Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır.

Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Hatırlar mısın doğduğun zamanları: sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.


Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.

Sabırlı, sevecen, erdemli ol.

Eninde sonunda bütün servetin sensin.

Görmeye çalış ki , bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.”

Xsentos, M.Ö.9.yy