Rumi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rumi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Vibrations...Titr'eşimler...When the stars of the morning sang together

Time is circular, all manifestations spherical 

                                 repeated by infinite wave(lenght)s through mirrors 

                                          performed in various vibrations by different instruments

                                                                                                     ... Musica Universalis 

All starts with ONE, 

manifests with 
                      a center, 
                               a heart, 
                                     a drop, 
                                          a touch, 
                                               a soul kiss,
                                                       a breath...

than radiates and entangels around the uni'verse ))) 

All of our lives -WE- are like dots one after another, forming a line ...
Cyclical, meandering throughout human history...

WE are all assembled around ONE 
Where hearts kiss and souls reunite 

Mind follows love  
As above
Transpose your consiousness
So below

Reality is in the eye of the beholder... 
And the music of the spheres is in our heart 

***
Reflections on music and philosophy, those vibes in my mind flow and blow 
Thank you Muses and Apollo 
Ugur Basak Arpacioglu , 81300, Moda 
Not: İçimden akanların gelişi kendiliğinden İngilizce idi, Türkçe'ye de çevireceğim. 

***
Time; a circular path for evolution of human consciousness, 
History;  our cirriculum vitae  

*** 
Music is thinking with sounds, 
Philosophy is music made with soul. 

Notes are all kind of knowledge
Some are flat, some are sharp 
Use them with accidentals, tiers and slurs, 
Repeats, rests and intervals
Chords, scales and harmonics 

Clef is the stage of life, 
Key is choice of attitude, subjective perception, major or minor
Scales are like frequencies of consciousness, ascending or descending
Octaves are like vibrational corridors 

Relativity in music is similar to different realities 
Perception depends on our frequencies,
We are echos of the infinite soul

Body, energy, psyche, mind, ego, consciousness, intuition are our instruments 
Be the conductor in tune with the rhythm of the pulse
And play your symphony with joy...  


"YOU ARE NOT A DROP IN THE OCEAN. YOU ARE THE ENTIRE OCEAN IN THE DROP." RUMI 

"Music is a higher revelation than all wisdom and philosophy." Ludwig van Beethoven 



Müzik : Somewhere over the rainbow



             "When the stars of the morning sang together." William Blake


4 Mayıs 2014 Pazar

İnsan NEY'dir ...Ney bendir

Ney sesine kulak verdin mi hiç ? 

İnsanı bu dünyadan alan bambaşka yerlere götüren, ruhu arındıran, dinginleştiren, huzur ve hüzün veren neyi dinlerken musikinin sadece kulaklarına değil, gönlüne, ruhuna dolduğunu, her zerrene işlediğini duyumsarsın. 

Mevlana’nın felsefesinde ney, “insan-ı kâmil” in sembolüdür ve aşk derdini anlatmadadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcı’ nın üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sînesinden çıkan feryâd ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur.
Bu sebeple ney, Mevlevîlerce kutsanmış ve “nây-ı şerîf ” diye anılmıştır.

Neyin yedi deliği insanın yedi katlı doğasıyla ve dokuz boğumu insanın ana rahminde geçirdiği dokuz ayla ilişkilendirilmiştir.

Ney ve arif insan arasında şu benzerlikler vardır: 
Neyden âşıkane sesler çıkar, arif olan insan da âşıkane sözler söyler. Neyin sesi ve ariflerin sözleri dinleyenlerin aşkını arttırır. 
Neyin hüneri görünen cisminde değil içindedir. Ariflerin de üstün özellikleri içindedir. Neyin boyu doğru ve düzgündür, ariflerin de huyu. 
Neyin içi boş, yalnız aşkın nefesiyle doludur, arifler de kin ve nefretten uzaktır, kalbi Tanrı aşkı ile doludur. 
Ney kendiliğinden ses çıkarmaz, bir üfleyicinin nefesine muhtaçtır, arif de bir silsile içinde bağlı bulunduğu mürşit ile aynı sesi çıkaran saz gibidir. 

İslam inanışına göre Bezm-i Elest denilen mecliste Tanrı ruhları yarattıktan sonra “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? ” diye sorar. Ruhlar “ Evet, Rabbimizsin! ” diye cevap verir. Bu, sonsuz coşku dolu, ruhun hazların ve mutlulukların da üzerinde olduğu; Tanrı ile beraber olduğu zamandır. Daha sonra ruh, varlık alemine gönderilir. Ruhun varlık alemine gönderilmesi, aslında kopuş, ayrılıştır. Tıpkı ana rahmindeki bebeğin ağlayarak doğması gibi.

Ruh dünyada bilerek veya bilmeyerek sürekli aslını arar. Kendini hapsolduğu bedensel zevklere zaman zaman kaptırsa da ızdırabı yaşadığı sürece bitmez. Nihayet takdir edilen sürenin sonu, ölüm; aslına dönüş, vuslattır. Mevlana ölümü kavuşma olarak bilir. Ardından gelenler onun öldüğü geceyi “şeb-i arus”, yani gelin gecesi, düğün gecesi diye anmaktadırlar. 

İnsanın yaradılışı ve yaşam çilesi ile neyin kamışlıktan koparılması arasında derin bir benzerlik vardır. Kamış, sazlığındayken yeşerir, boylanır, sonsuz bir neşe içindedir. Kamışlıktan koparılınca kurur, sararır. Delikleri açılır ve o zamandan sonra feryat ederek aslını arar.

Neyzenin elinde dinleyenlere hasretini söyler:

1. Bişnev in ney çün hikâyet mîküned
Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned

Dinle, bu ney neler hikâyet eder,
ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

2. Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend
Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan
erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.

3. Sîne hâhem şerha şerha ez firâk
Tâ bigûyem şerh-i derd-i iştiyâk

İştiyâk derdini şerhedebilmem için, ayrılık acılarıyle
şerha şerhâ olmuş bir kalb isterim.

4. Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hiş
Bâz cûyed rûzgâr-ı vasl-ı hîş

Aslından vatanından uzaklaşmış olan kimse,
orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.

5. Men beher cem’iyyetî nâlân şüdem
Cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem

Ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum.
Bedhâl (kötü huylu) olanlarla da, hoşhâl (iyi huylu) olanlarla da düşüp kalktım.

6. Herkesî ez zann-i hod şüd yâr-i men
Vez derûn-i men necüst esrâr-i men

Herkes kendi anlayışına göre benim yârim oldu. 
İçimdeki esrârı araştırmadı.

7. Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nist
Lîk çeşm-i gûşrâ an nûr nîst

Benim sırrım feryâdımdan uzak değildir.
Lâkin her gözde onu görecek nûr, her kulakda onu işitecek kudret yoktur.

8. Ten zi cân ü cân zi ten mestûr nîst
Lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst

Beden ruhdan, ruh bedenden gizli değildir. 
Lâkin herkesin rûhu görmesine izin yoktur.

9. Âteşest în bang-i nây ü nîst bâd
Her ki în âteş nedâred nîst bâd

Şu neyin sesi âteşdir; havâ değildir.
Her kimde bu âteş yoksa, o kimse yok olsun.

10. Âteş-i ıskest ke’nder ney fütâd
Cûşiş-i ışkest ke’nder mey fütâd

Neydeki âteş ile meydeki kabarış, hep aşk eseridir.

11. Ney harîf-i herki ez yârî bürîd
Perdehâyeş perdehây-i mâ dirîd

Ney, yârinden ayrılmış olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri,
bizim nûrânî ve zulmânî perdelerimizi -yânî, vuslata mânî olan perdelerimizi- yırtmıştır.

12. Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd
Hem çü ney dem sâz ü müştâkî ki dîd

Ney gibi hem zehir, hem panzehir; 
hem demsâz, hem müştâk bir şeyi kim görmüştür

13. Ney hadîs-i râh-i pür mîküned
Kıssahây-i ışk-ı mecnûn mîküned

Ney, kanlı bir yoldan bahseder, 
Mecnûnâne aşkları hikâye eder.

14. Mahrem-î în hûş cüz bîhûş nist
Mer zebânrâ müşterî cüz gûş nîst

Dile kulakdan başka müşteri olmadığı gibi, 
mâneviyâtı idrâk etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur

15. Der gam-î mâ rûzhâ bîgâh şüd
Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd

Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti.
O günler, mahrûmiyyetten ve ayrılıktan hâssıl olan ateşlerle arkadaş oldu 

16. Rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst
Tû bimân ey ânki çün tû pâk nist

Günler geçip gittiyse varsın geçsin. 
Ey pâk ve mübârek olan insân-ı kâmil; hemen sen vâr ol!..

17. Herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd
Herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd

Balıktan başkası onun suyuna kandı. 
Nasibsiz olanın da rızkı gecikti.

18. Der neyâbed hâl-i puhte hîç hâm
Pes sühan kûtâh bâyed vesselâm

Ham ervâh olanlar, pişkin ve yetişkin zevâtın hâlinden anlamazlar.

O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.

Mevlana Celaleddin-i Rumi , Mesnevi





14 Şubat 2014 Cuma

ÖZ’LERİN BULUŞMASI – 1

Akıl gözüyle görmeyi bilen biri 
Kalbini büyütmeyi, gönül g’öz’ünü açmayı ararken,
Bir "an" olur
Gönül gözüyle görmeyi bilen, akli bilgileri arayan diğeriyle karşılaşır.

Zam'an'sız bir yolda buluşurlar
Gökten yere
Yerden göğe
Dallardan köklere
Köklerden birliğe
Vuslat halinde
Yürürken

Ba’zen bir insanda 
Ba’zen bir kitapta
Ba’zen bir nefeste
Ba’zen bir yaprakta
Gizlenmiş kadim öğretilerin
Çeşmelerinden akan suyu aşkla içerler

İçtikçe susarlar
Sustukça içlerine dönerler
Yana yana için için
Yanyana seyr’ederler
Y’örünge’lerinde

Biri akıldan kalbe
Diğeri kalpten akıla
İnip çıktıkça dokurlar
İçiçe geçtikçe
Bir’leştiren bağları

Dön(üş)erek 
Benden bize 
Bizden Bir'e


Anlamaktan bilmeye
Bilmekten olmaya 

Geçebilmek için
Özlerinin özlemiyle 
Varlıklarına Hakk'ını verebilmek için
Kendilerinden (vaz)geçerler

….
B'aşk 
14.02.2014
gÖZtepe



 “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken,sen hiç ol...Menzilin yokluk olsun.İnsanın çömlekten farkı olmamalı, nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiç'lik bilincidir.” Rumi 




Güneşe kulum ben… Aşıklar için...

Mademki ben güneşe kulum, 
güneşten söz açmalıyım size.
Mademki gece değilim ben,
mademki karanlığa tapmıyorum,
düşten dem vurmak nafile.

Mademki tıpkı güneşe benziyorum,
elimi eteğimi çekmeliyim üzerinden
ferah, mâmur olan yerin.
Mademki tıpkı güneşe benziyorum,
doğmalıyım ortasında harabelerin.

Gerçi bugün bir kuru elmayım,
ama değerim ağacımdan çok.
Gerçi sarhoşum, yıkılmışım ama
doğru lâf etmedeyim,
erkekçe konuşmadayım.


Benim gönlümün kokusu
yöresindeki topraktan gelir.
Ben o topraktan utanırım da
nedense bir tek söz söyleyemem suya dair.

Güzel yüzünden kaldır perdeni,
böyle konuşmayı yakıştırma bana.
Taş gibi kaskatıysa senin kalbin,
bak benim kalbim yanmış, ateş haline gelmiş.
Bir iyilik eder, şişeyi alırsan eline,
bir de bakacaksın ki kadehle şarap bende dile gelmiş.

Rumi 

Aşıklık bahsini dinledim ya evvelde
Canı, gönlü, gözü tükettim yolunda
Dedim:Hani aşık ile maşuk iki kişiydi?
Meğer ikisi birmiş; şaşılık bende!
Rubaiyat 1246


Kendini sevdiğin zaman, Sevgili’yi bulamazsın.
kendinden geçince, Sevgili’ye yaklaşırsın.

kendinde olduğun zaman, bir sivrisineğe av olursun.
kendinden geçince, güçlenir, fili bile avlarsın.

kendinde olduğun zaman, gam bulutlarının ardında kalırsın.
kendinden geçince, kucağına ay doğar, her tarafı aydınlatırsın.

kendinde olduğun zaman, Sevgili’yi kaçırırsın.
kendinden geçince, Sevgili’nin aşk şarabını içersin.

kendinde olduğun zaman, sonbahardaymış gibi üşürsün.
kendinden geçince, kışın bile ilkbahar olursun.

kendinde olduğun zaman, kendini seversin.
kendinden geçince, gülün bile kıskandığı bir âşık olursun.
Rumi

Biz şarapsız ve kadehsiz olmaktan memnunuz,
Bizim için kötü de, iyi de söyleseler biz memnunuz,
Bize “sizin sonunuz yok” diyorlar;
Biz “sonsuz” olmaktan memnunuz
.
Rumi



28 Ekim 2013 Pazartesi

Külli nefsin zâikatü'l-mevt...Her nefis ölümü tadacaktır.

sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
ışığı gördüm, korktum. ağladım.

zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. karanlığı gördüm, korktum.
gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ağladım.

yaşamayı öğrendim.
doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

zamanı öğrendim. yarıştım onunla...
zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

insanı öğrendim.
sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

sevmeyi öğrendim.
sonra güvenmeyi...
sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

insan tenini öğrendim.
sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

evreni öğrendim.
sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

ekmeği öğrendim.
sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

okumayı öğrendim.
kendime yazıyı öğrettim sonra.
ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

gitmeyi öğrendim.
sonra dayanamayıp dönmeyi.
daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta.
sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

düşünmeyi öğrendim.
sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

namusun önemini öğrendim evde.
sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

gerçeği öğrendim bir gün.
ve gerçeğin acı olduğunu...
sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da “lezzet” kattığını öğrendim.

her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Mevlana Celaleddin Rumi


 

29 Ağustos 2013 Perşembe

Aşk ve ışık

Eğer görünen gerçekliği
ve onun verebileceklerini istiyorsan,
Sadece görevi yapan bir işçisin.
Eğer görünmeyen dünyayı istiyorsan, 
Gerçeğini yaşamıyorsun. 
Her iki dilek de ahmaklıktır, 
Ancak 
Gerçekten istediğin şeyin 
Aşk'ın karmaşık coşkusu olduğunu 
unuttuğun için affedileceksin... 
Rumi

If you want what visible reality
can give, you're an employee.
If you want the unseen world,
you're not living your truth.
Both wishes are foolish,
but you'll be forgiven for forgetting
that what you really want is
love's confusing joy...
Rumi