ışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Kucakla karanlığı korkusuzca...Işığı kalbinde taşıyAN ey insAN

6 Mayıs 2016'da sabaha karşı görmüştüm..

Aydınlıkları temsil eden büyük bir grup ile kılıçlarını kuşanmış karanlıklar grubu bir meydanda karşı karşıya...
Gölge adamlar silahlarını kavrıyorlar, göz dağı vermek istercesine...

Işık insanlar, sükunet içinde, tam bir dinginlik ve birlik halinde, bütünlük hissindeyiz... Hiç bir silahımız, kalkanımız, miğferimiz yok... (hepsi içimizde, saklı)

Türlü silahlarına davranarak korkumuz ortaya çıksın istiyorlar...

Biz ise gülümsüyoruz kalbimizden, ne yapacağımızı biliyoruz, hissediyoruz...aramızda telepatik olarak teyid ediyoruz... Korkudan eser yok ışıklarda...

Birbirimize ve birliğe olan sevgimizin enerjisini yayıyoruz kalbimizden bedenimize ve çevremize...ve
Kalplerimizden yayılan enerji birleşik alanı içinde...kararmış adamlara doğru yürüyoruz, huşu içinde...

Tam o AN'da ...
Tam Işık insanlar ile karanlık insanların birbirine temas ettiği ANda...

Kalbimizden yayılan enerji, bembeyaz bir ışık hüzmesi olarak dışarı yayılıveriyor, kollarımızı kocaman açıyoruz...kucaklamak için karanlıktaki kardeşlerimizi...

İşte O AN...kalbimizdeki ışık, ateşe, ısıya dönüşüyor ve gölge adamların kılıçlarını, silahlarını eritiveriyor...
Aramızda bizi ayıran hiç bir şey kalmıyor...Sımsıkı kucaklıyoruz karanlığı...ne olup bittiğini ANlamayan kardeşlerimizi...bedenlerimiz, enerjilerimiz birbirine karışıyor...

Işık ile aydınlanıyor yeryüzündeki tüm insanların kalbi...yüzleri...ruhları...

Ve t'AN yerinde MUzaffer Gün'eşin ilk ışınları beliriveriyor...

Ey Işığı kalbinde taşıyan ne'FER, kucakla karanlığı korkusuzca...

Sevgilerimle...
Uğur Başak Arpacıoğlu, 08.08.2016, Kapılardan geçerken

"Birliği koruyun." HPB

 NEFER : NFR, Mısır hiyeroglifi

Mutluluk, iyilik, refah, gençlik, güzellik ile ilişkilidir.
Kalp ve trake sembollerini içerir.
İç yaşam ve dış yaşamın birliğini ifade eder.
Üç bölümden oluşur: Bir sonsuzluk dairesi, bir dikey enerji hattı ve bir yatay enerji hattı.


Bir vizyon daha vardı :
Bugün 19.09.2013 Hasat dolunayı gökte...
11.11.2011'de açılan bir dönemin yeni döneme devriymiş..

Şöyle bir imge gördüm bugün öğle saatlerinde gözlerim kapalı :
Mor viole suretteki insanların beden kabukları açılıyor ve içlerinden çıkanlar mor tek bir kalp oluşturuyordu…

Çizim tam anlatamıyor, yaşamak gerek...Suretten öze geçmek" diyeyim.


O zamaaa AN... haydi...

HAYDİ GEL BENİMLE OL
Bende zincirlere sığmayan o deli sevdalardan
Kızgın çöllerde rastlanmayan büyülü rüyalardan
Kolay kolay taşınmayan dolu dizgin duygulardan
Yalanlardan dolanlardan daha güçlü bir yürek var

Haydi gel benimle ol
Oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
Ordaki sevgililer özenip birer birer
Gün olur erişirler ikimize

Uzanıp yüreğimin ateşiyle yeniden
Yıldızları tek tek yakacağım
Sarılıp güneşlere sevgimizle göklerden
Mavi mavi taçlar takacağım ne olursun

Sezen Aksu , Söz: Aysel Gürel, Müzik: Onno Tunç



5 Ağustos 2016 Cuma

Kral Arthur ve Majisyen Merlin'den Gerçek Sevgi üzerine

Arthur, Merlin ‘in yanından ayrılmadan önce çok karamsarlaştı. 
Nerdeyse on beş yaşındaydı ama diğer insanları çok az görmüştü. 

“Onlara katılacağın için üzgün müsün ?” diye sordu Merlin. 
“Herşeyden önce sen de onlardan birisin.”
Arthur uzaklara baktı. “Hüzünlüyüm ama sebebi bu değil.”
“Peki ne öyleyse?”
“Sana bir şey sormak istiyorum ama nasıl soracağımı veya sorsam mı sormasam mı bilmiyorum.”
“Durma”
Arthur kararsız bir şekilde baktı. “Bana öğrettiğin dersler hakkında değil. Ama her şeyden çok bilmek istediğim bir şey, yani bana söyler misin acaba…”
Boğazı düğümlendi ve durdu.

“Belki de aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorsun?”
Arthur kafa sallayarak onayladı. Merlin'in önsezisi ile kurtulmuş olmaktan mutluydu. 

Yaşlı majisyen bir süre düşündü ve “Her şeyden önce unutma ki gerçekten önemli bir şey sordun. Aşk hakkında sözlerle anlatılamayacak şeyler vardır, ama önce benimle gel” dedi.

Arthur'u öğle güneşinin parladığı bir açıklığa götürdü. Merlin'in elinde güneşe doğru tuttuğu, yanan bir mum belirdi. 
“Yanıp yanmadığını görebiliyor musun ?” diye sordu.
“Hayır” dedi Arthur. Güneş o kadar parlaktı ki mumun alevi görünmüyordu.
“Ama bak” dedi Merlin. Bir pamuk parçasını muma yaklaştırdı ve pamuk hemen yanıverdi.
“Bunun aşkla ne ilgisi var?” diye sordu Arthur, ama Merlin yanıtlamadı. 

Sadece yılan otunun çiçeğini alıp suyundan iki damla Arthur ‘un parmaklarına sıktı. “Tadına bak” dedi.
Arthur yüzünü ekşitti. “Çok acı” dedi.
Merlin çocuğu göle götürüp ellerini yıkamasını söyledi. “Şimdi suyun tadına bak” dedi.
“Acılık kaldı mı?”
“Hayır” dedi Arthur. “Ama bunun aşkla ne ilgisi var?” 

Merlin yine karşılık vermedi ve çocuğu ormanın daha da derinlerine götürdü. “Şimdi kıpırdamadan otur” dedi sessizce. 
Arthur söyleneni yaptı. Biraz ileriden bir fare açıklığa fırladı, ama daha hareket edemeden bir kartal fareyi kaptı ve avıyla birlikte yüksek sarp kayalıklardaki yuvasına uçtu.
Arthur şaşkınlıkla, “Ama bana aşktan bahsedeceğini söylemiştin. Tüm bu gösterdiklerinin aşkla ne ilgisi var?” dedi.

“Dinle” dedi ustası. “Güneşe tutulduğunda görünmeyen mum gibi egon da aşkın dayanılmaz gücünde eriyecek. Gölün suyuyla yıkandığında kaybolan acılık gibi, hayatının acılığı da aşkla karıştığında en berrak sular kadar tatlı olacak. Ve kartalın avını yakalaması gibi kendine verdiğin önem de, seni içine alan aşkın gözünde bir pırıltıdan ibaret kalacak.”

"Sevginin gücü, saflığın gücüdür. Sevgi kelimesi bir çok şekillerde kullanılır ama o, majisyen simyacı için kutsal bir kelimedir, çünkü onun için sevgi, “tüm kötülükleri yok ederek sadece asil ve gerçek olanı açığa çıkaran” demektir. 

“Korktuğun sürece gerçekten sevemezsin” diye uyardı Merlin. “Öfkelendiğin sürece gerçekten sevemezsin. Bencil egon var olduğu sürece gerçekten sevemezsin.

“Peki o zaman nasıl sevebilirim ki?” dedi Arthur,korku öfke ve bencilliğin sıkça deneyimlediği şeyler olduğunu bilerek.

“İşte işin gizemli kısmı burası” diye yanıtladı Merlin. “Saflıktan ne kadar uzak olursan ol, sevgi seni arayacak ve sen sevene kadar seninle uğraşacak.”

"Sevgi, kötülükleri ortadan kaldırmak için hep işbaşındadır. Sevgisiz insan diye bir şey yoktur; yalnızca, sevginin gücünü hissedemeyen insanlar vardır. 

Görünmeyen ve ebedi olan sevgi, duygu ve heyecandan öte bir şeydir; O, hazdan ve hatta bir vecd halinden de ötedir. Majisyenin gözünde o, soluduğumuz hava, her hücredeki devinimdir." 

Sevgi evrensel kaynağından herşeye nüfuz eder. O, mutlak güçtür. Çünkü zor kullanmadan herşeyi kendine çeker. Sevgi, acı çekilirken bile, zihin ve egodan uzaklarda görevini yapar. Sevgi ile kıyaslandığında diğer tüm güç çeşitleri zayıftır.

“Sen bir kral kadar güçlü müsün?” diye Merlin ‘e sordu Arthur.

“Bir kralın güçlü olduğunu nerden çıkarıyorsun?” diye karşılık verdi Merlin. “Krala gücü, her zaman ayaklanıp bu gücü geri alabilecek halkı tarafından verilir. Bu yüzden tüm krallar korku içinde yaşar; bilirler ki sahip oldukları herşey ödünç alınmıştır. Ülkenin en fakir kişisi bile kraldan daha zengindir; ta ki kral, gücünü bırakıp sevgiye teslim olana kadar.”

“Hayattaki gerçek güç içten gelir. Dünyayı sadece içten gelen sevginin ışığında görmek, zedelenmez bir huzurda korkusuz yaşamaktır.”

"Sevgi ile ilgili, insanların dikkatinden kaçan birçok sır vardır. 
Sevilmek için önce sevmeniz gerekir. Birisinin sizi koşulsuz olarak sevdiğinden emin olmak istiyorsanız, onu koşulsuz sevmeniz gerekir. Birini sevmeyi öğrenmek için önce kendinizi sevmeniz gerekir. Bunların çoğu açık gibi görünüyor. 

Peki o zaman niye böyle yapmıyoruz?

Majisyen Merlin'in cevabı şudur: Sevgi ortaya çıkarılmalıdır; onu gizleyen öfke, korku ve bencillik katmanları soyulmalıdır. Tamamıyla sevgi dolu bir hayat için şu anda sahip olduğunuz hayatı saflaştırın. Sevgiye yaklaşmanın doğru ve yanlış bir yolu yoktur. 

“Ümitsizce sevgiyi arayan bir insan” dedi Merlin, “ümitsizce suyu arayan balığı hatırlatır.” Yaşam çok sevgisiz gibi görünebilir, ama insanı sevgiden yoksun bırakan “dışarıdaki dünya” değil, onu algılayanın gözleridir.

Sevgiyi hayatınızın değişmez ve tam bir parçası haline getirmek istiyorsanız, önce şu an sevgi dediğiniz şeyi yeniden tanımlamanız gerekir. 

Çoğumuz sevgiyi birine duyulan çekim, önemsendiğimizi hissettiren bir beslenme kaynağı, haz ve keyif, güçlü bir his veya heyecan olarak düşünürüz. Her ne kadar bunlar sevginin birer yönüyse de, majisyen hoca bunların en iyi ihtimalle tam olmadığını söyleyecektir.

“Ölümlülerin tarif ettiği sevgi, zayıflayıp yok olmaya mahkumdur” dedi Merlin. “Sizin sevgi dediğiniz şey gelir ve gider. Bir arzu objesinden diğerine atlar. Arzularınız reddedildiğinde çabucak nefrete döner. Gerçek sevgi değişmez. Onun bir objeyle ilgisi yoktur ve başka bir duyguya dönüşmez, çünkü en başta o, bir duygu değildir.”

Tüm sahte sevgileri terkettiğinizde geriye ne kalır? 

Yanıtı kendini kabullenmeyle ortaya çıkmaya başlar. İçsel bir güç olan sevgi önce içinizde, yine kendinize yöneltilmiş olarak belirir. 

“Ölümlüler sevgi için huzursuz ve endişeli bir şekilde telaşlanıp dururlar” dedi Merlin. “Sevdiklerine sahip olamazlarsa öleceklerini zannederler. Ama gerçek sevgi sizi huzursuz etmez, çünkü onun ifade edilmeye ihtiyacı yoktur. 
En sevilen kişi bile sizin bir parçanızdır. 

Başkasından alacağınızı zannettiğiniz sevgi, farkındalığınızdaki bir sınırlılığın belirtisidir. 
Majisyen simyacılar için tüm sevgiler benlikten gelir.

“Bu, kulağa çok bencilce geliyor” diye itiraz etti Arthur.

“Benliği ego ile karıştırıyorsun, ama gerçekte benlik ruhtur” diye yanıtladı Merlin. 
Bencillik ise sahiplenmek, kontrol etmek ve hakim olmak isteyen ego'dan kaynaklanır. Ego, “Seni seviyorum, çünkü sen benimsin” dediğinde sevgiden değil, üstünlük kurma ve sahiplenmekten bahseder. 
Gerçekten sevmeyi öğrenenler ilk önce bencilliği bırakmışlardır. İşte bundan sonra çok değişik bir deneyim başlar.

“Peki bu nasıl bir şeydir?” diye sordu Arthur. “Bunu hiç bilebilecek miyim?”

“Bir gün bu huzursuzca telaşın bittiğinde, ufak bir ışık göreceksin kalbinde. İlk önce bir kıvılcım büyüklüğünde olacak, sonra bir mum alevi ve nihayet cayır cayır yanan bir ateş.
Sonra uyanacaksın ve bu ateş güneşi, ayı ve yıldızları kaplayacak. 

İşte o anda evrende sevgiden başka bir şey kalmayacak, ama yine de bunların hepsi kalbinde olacak."

Alıntıdır. 




31 Aralık 2015 Perşembe

Sevme cesareti

2015’in sonlarına doğru akarken yaşam yolculuğumdaki seyrimden üç konu kaleme geliverdi bu gece:  
CESARET, SEVGİ VE İNSAN İLİŞKİLERİ
Bu vesile ile bir yılı diğerine d'evireceğimiz bu günde yaşamımda ruhuma dokunan, kader ağlarının ördüğü yaşam k'ilimime dokunan her bir eşsiz ruha bir kez daha teşekkür etmek istiyorum tüm kalbimle… Kusurlarımdan ve nefsime yenik düştüğümden dolayı incittiysem, üzdüysem öz’ür dilerim. 
Biliyorum,  hissediyorum, görüyorum ve yaşıyorum… Hepimiz birbirimize bağlıyız. Kalbimin her atışı, aldığım her nefeste duyumsuyorum … Bunu çok derinden hissediyorum…  İnsanlık ailemle ruhsal bağlarımın farkındayım çok şükür…  Işıktan ruhlar ile çevrili olduğum için, yaşamın yanıma koyuverdikleri için minnettarım… Şikayet, itiraz etmeden, koşul koymadan…

İnsanlar neden birlikte yaşar biliyor musun ?
Fiziksel, duygusal, zihinsel ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde,
Kendinde eksik olanları başkalarında tamamlamayı arar,
Bilmediklerini bilenlerle zenginleşir, 
Puzzle’ın parçalarını birleştirir gibi…
İnsan kendisinin sadece madde olmadığına uyandığında,
Kendi öz’üne gözünü açtığında,
İnsanoğlunun daha aşkın boyutlarını, ruhlarını fark eder.
Ve bu bilinçle titreşir hayatta aşkla…
Doğada tüm organizmaların dokulardan, dokuların da gözelerden oluşması gibi,
Her birimiz kendi ÖZ’gün varlığımız ve ÖZ’gür irademizle bütün bir insanlık ruhsal ailesinin birer gözesi olduğumuz için birlikte yaşarız, birbirimizi tamamlarız.

İnsan neden diğer insanlarla bağlar kurar biliyor musun ?
Hiç birimiz tastamam ve mükemmel olmadığımız için,
Kendimizi ancak başkalarının aynasında görebildiğimiz için,
Her birimiz birbirimizin farklı alanlarda Hocaları olduğumuz için,
Tek başımıza gücümüzün yetmeyeceği şeyleri birlikte yapabileceğimiz için,
Ve en önemlisi ;  
Ruhumuzun büyümesi için gerekli tek ve eşsiz güç Sevgi olduğu için.
Ruhun nasıl büyür ki başka ? Ne yemekle, ne içmekle, ne parayla, ne konuşmakla, ne düşünmekle büyümez ruh… Bunları bile ancak sevgiyle yaparsan anlam kazanır ve ruhuna değer.
Ruh sadece yüksek duygularla, soylu ideallerle, zamansız, kalıcı değerler nedeniyle erdemlerle hareket ettirildiğinde yücelir…
Ruhunun büyümesi için en iyi egzersiz beden kozan içinde yaptığın her işi severek yapmaktır...Yaşadığın her anda mevcut olmaktır… öğrenerek yaşamaktır… çevrende baktığın her şeyin özüne dalmaktır… her şeye rağmen yaşamayı sevmektir…kaderini sevmektir… yaşamın sırlarla dolu aynası önünden insan suretinde geçen diğer ruhları sevmektir. 
Böyle yaşarsan bilinç antenin yükselir, titreşimin ve ışığın artar... Bedenin yerde olsa da, ruhun sevginin kanatlarıyla yükselerek büyür. 

İnsanlar neden bağları yaşarken korkar biliyor musun ?
Bağlarını bağımlılıkla karıştırıp, bağlandığında kendi olmayı, ruhsal tekamülünü sürdürmeyi bilemediği için,
Kaybetme, zarar görme, terk edilme, özgürlüğünü yitirme vs vs korkularına kapıldığı için,
Ruhsal boyuttaki bağların asla kopmayacağını bilmediği için,
Sevgiyi aklileştirmeye çalışıp, sevginin tahtının kalp makamı olduğunu unuttuğu için,
İnsan nedir bilmediği, kendini tanımadığı için…

Benin içinde saklı Özbenini keşfetmezsen, nasıl BİZ olabiliriz ki ?
Kendinle, ruhunun huzurunda başbaşa kalamazsan, diğerleriyle başbaşa verebilir, cancana olabilir misin ?
Göksel bağlar… Senin ruhunu diğer insanların ruhuyla birbirine bağlar… oradan içinde yaşadığımız yuvamız Dünya Ana ve koynundaki hayvanlar, bitkiler, minerallere, oradan Güneş Sistemine, oradan Samanyolu galaksisine ve oradan da daha üst planlara… Ruhumuz Evrensel Ruh’ta köklenir… BİR’in içinde, birlik içinde.

Sen Adem, sevmeye cesaret et,
Dem dem, demlenerek daha derin hissederek,
Köklerinle bağlarını keşfet.
Ne kadar çok, koşul koymadan seversen, korkuların o kadar azalır.
Ne kadar çok seversen, o kadar sevilebilir olursun…
Özden ve derinden sev…
Köklerinden göklere kadaaaaaar titresin kalbin, ruhun…
Bunları yeni deneyimlediğin için farklı hissedebilirsin… Korkma bu duygudan.. O seni özgürleştirecek.
Değeriz her birimiz aşka
Yeter ki değerimizi bilelim..
Kadrimizi bilelim
Işık çoğalsın.
İnsan olmanın değerini vereceğimiz, yenilenme fırsatlarıyla ve farkındalıkla dolu bir yeni yıl dilerim hepimize,
2016'ya sevgiyle, umutla  MER-HA-BA,  yeni yılda tüm gönüllerde, Toprak Ana'nın cömert kucağında birarada yaşayan tüm ruhsal kardeşlerimin kalbinde kökenlerimize, Hakikat'e aşk olsun...Çünkü aşk güzelliği dünyaya getirmek isteğidir. 
Platon ruhların güzelliğe tırmanışını nasıl da güzel anlatır Şölen'de: “Bu dünyanın güzelliklerinden başlayacaksın, hiç durmadan, basamak basamak yüce güzelliğe yükseleceksin; bir güzel bedenden ikisine, ikisinden bedenlerdeki güzel ruhlara, sonra güzel bedenlerden güzel işlere, güzel işlerden güzel bilgilere, güzel bilgilerden de, sonunda bir tek bilgiye varacaksın; bu bilgi de, o tek başına var olan salt güzelliğe varmaktan, gerçek güzelliğin özünü tanımanın bilgeliğinden başka bir şey değildir. İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an işte yalnız o an için insan hayatı yaşanmaya değer ! Günün birinde onu görürsen, hiçe sayarsın artık altınları, süsleri püsleri…İnsan, güzelliği her şeyden arınmış, katıksız olarak bir görebilse! İnsanın tenine, bedenine, rengine, daha bir sürü ıvır zıvırına bulanmış güzelliği değil, biricik görüntüsüyle özündeki derin güzelliğini ! "

Zihnimde çok güçlü bir imgelem var:  Gökten düşen damlacıklar gibi insan ruhları...
Gökte bir yerlerde bir yoğunlaşma ,
Çok çok yukarılarda içi doldukça ağırlaşan bir büyük damla
An gelir kopar oradan, hızla düşer maddeye,
O hızla maddeye çarpmanın etkisiyle bölünüverir milyarlarca damlacığa…
Biz insanların yeryüzüne saçıldığı gibi.
Dene, su damlacıklarını parmak ucunla nazikçe birleştir, göreceksin nasıl istekle yaparlar bunu… Birleşen zerrelerin güçleri artar ve tekrar akışa geçerler… Kaynağa doğru …
Sen ben değirmenlere karşı…akalım dereler gibi denizlere…
as above so below … be love
2012’de yazdığım bir şiir de yerini buluverdi tekrar :
B’AĞLAR
Bağımsız sevmek,
Ruhsal bağları yaşarken
Duygularına bağımlı olmadan
Kader ağlarının bilincinde

Bağımsız bağlılığı sürdürebilmek
Koşulsuz sevgiyi yaşayarak
Büyü'rken kalbin öz'gürce
Sevgiyle çoğalarak.

Tutkularla bağlanmadan,
Gelene gidene ağlamadan
Diğerlerine bel bağlamadan
Sevgiyle yaşamak.

Gökteki Bir'leşmeye doğru
Yerdeki ayrışmayı aşarak yürümek.
Yarışmadan, vuruşmadan, acelesiz.
Öz’ü’gür, beklentisiz

Ruhların göksel bağları nedeniyle
Yeryüzünde yoldaş olanlara
Cennet bağlarının aşk şarabından tatmak nasip olsun
Aşıkların yolları açık, rehberleri ışık olsun…
....
Kendinden başka kimseye
Sahip olunamayacağını bilirsen
Kaybetme ihtimalin de,
Korkun da olmaz
Uğur Başak Arpacıoğlu, Moda, 31.12.2015 

“Sevgi, bağları birbirine bağlayandır.” “Love is the bond of bonds.” Giordano Bruno

Değirmenler, Şebnem Ferah 


21 Ekim 2015 Çarşamba

Işımak...

Karanlık ve aydınlık da zihnin bir karşıtlığı…
Karanlığın ötesi aydınlık demek yetmiyor artık...
Aydınlık varsa karanlık da var demiş olursun...
Daha ötesine geçmeli 
Işığın niteliği değildir aydınlık-karanlık.
Işık başka bir kökten gelir... Işıma yapan bir güçten, enerjiden, ışktan..evreni var eden aşktan.

Sorulur: Bizi aydınlatan Güneşe rağmen uzay neden karanlık ?
Üzerine yansıyacağı bir madde olmadığında ışık bizim için görünür değil de ondan...sebebi dalgaboylarından...algısal sınırlardan.

Maddesel tezahür ile aydınlık algılanır, eşzamanlı olarak maddenin gölgesi de oluşur, yani karanlık.
Ben giderim o gider, arkamda tin tin eder...
Maddeye düştükçe bu düalite tekeri dönmeye devam eder…

Işık kaynağına ermek, ışımak gerek…
Daha az madde-bağımlı olmak... öz'gürleşmek...

Mayanın oyunlarından biri bu aydınlık-karanlık...
Ötesine geçmeli…
E=mc2...Maddeyi enerjiye geri dönüştürmeli...
Pişmek ve yanmak pervane misali..

ugurbasakarpacioglu, mod'a, 21.10.2015






21 Mayıs 2015 Perşembe

Aşkın tecellisi

"Bırak ruhunda iki Venüs olsun, biri göksel, diğeri yersel.
Her ikisinin de bir aşkı olsun…
Göksel olan, ilahi güzelliği özüne yansıtması için,
Yersel olan, ilahi güzelliği dünyevi olanda oluşturman için..."

Ficino, Platon'un Şölen'i üzerine



Büyük inisiye ve filozof Platon “AŞK GÜZELLİĞİ DÜNYAYA GETİRMEK İSTEĞİDİR” der.

Platon sevgiyi, aşkı bütün ölümlülerde rastlanan bir ölümsüzlük çabası olarak tanımlar. En basit fiziksel hali ile Eros, tüm insanlarda, kendilerini yaşatacağına inandıkları bir nesil yetiştirme iç güdüsü olarak görülmektedir. 

Ancak bazı insanlarda "Eros" kavramı, daha üstün bir niteliğe bürünmüştür. Bu bilinçteki kişilerde, yani ideaları hatırlama bilincine sahip bireylerde Eros (Aşk), yüce güzelliklere ulaşma çabası şeklinde tezahür eder. 
Bu amacı gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları bilgilerin eksikliğini hisseden Hakikat yolcuları, bilgisizlikten kurtulmak çabası (bilgelik aşkı=felsefe) içerisinde bulurlar kendilerini. Bu kişiler Eros'u, dünyaya çocuk getirmekten öte bir işlev, idealara ulaşarak erdemli işler yapmak ve yeryüzünde sürekli ve zamansız eserler bırakmak çabası ve aşkı olarak görürler.

Felsefe hakiki anlamı ile bilgelik aşkıdır. Philo:Aşk,sevgi ve Sophia: Bilgelik.

Felsefe, Hakikat'e giden yolda akıl kapısından merak ile girilerek başlanan uzun bir yolculuktur, bilgileri uygulamayla bilgeliğe geçiren, bu esnada kendini ve çevresini dönüştürerek ışığı çoğaltan içsel simyacının yoludur. 
Bilginin sicimlerini kullanarak zeka ile ördüğün, aşkla, sevgiyle halkaları sağlamlaştırdığın, kendi içinden başlayarak dışarı doğru inşa ettiğin, göğe yönelmiş bir zincire benzer felsefe çalışmak. 
Akıl ile kalbi birleştirerek yürünen, insanın sırlarından evrenin sırlarına doğru uzanan keşif dolu uzun bir patika...
Bilgiler uygulandığında, bilinene göre yaşandığında bilinç doğuran, bilgiler birleştirildikçe benlikten sıyrılıp birlik bilincine doğru yükselen...
Aşkın ateşi ile hamken yandığın, yanarak piştiğin, (er)demlenme yolculuğudur. 
Hammaddenin özüne dönmek için yandığı...Yanarak azalmadığın, paylaştıkça çoğaldığın bir dönüşümdür. 

Sadece akılda kalınırsa, akıl aşksız kalırsa, tükenir yakıtı, yarı yolda kalır insan. Bilgiler birleştirilmediğinde, ayırır, böler. Zihinsel ateş göğe yükselmedikçe, bencilce kullanıldığında yakıcı ve yıkıcı olur, kişisel ve kollektif ızdıraplar doğurur.
Bilginin idraki ancak uygulandığında kazanılır ve Hakiki olur. 
Bilmeyi seven, sevmeyi de bilir. 
"İnsanın bilgisi arttıkça sevgisi de çoğalır" der Leonardo Da Vinci. 

İşte bu nedenle daha fazla AŞK'a, Sevgiyi ve bilgiyi birleştirmeye, sevgiyi eylemlerle bedenlendirmeye ihtiyaç var yeryüzünde... Yapa-bilmek, adı üzerinde yapmak için bilmeyi gerektirir. 

Platon Venüs'ün iki yönü olduğunu anlatır: Yersel ve göksel. Tensel ve tinsel. Cinsel ve Platonik aşk denilen budur. Dünyevi yönüyle insanlarda fiziksel sevgiyi uyandırır ve göksel yönüyle ilahi aşkı ilham eder. İnsan, fiziksel güzelliklerin tefekküründen aklı ile kalbini birleştirerek ilahi aşka ve Birliğe yükselebilsin diye bir merdiven uzatır göklerden yeryüzüne.

Platon ruhların güzelliğe tırmanışındaki idrak basamaklarını şöyle anlatır :

  • Bir güzel beden
  • Bütün bedenlerdeki güzellik
  • Ruhların güzelliği
  • Evrensel nizamın güzelliği
  • İdeaların güzelliği
  • Bilgeliğin güzelliği
  • Kendi içinde güzellik




“Bu dünyanın güzelliklerinden başlayacaksın,
hiç durmadan, basamak basamak yüce güzelliğe yükseleceksin;
bir güzel bedenden, bütün güzel bedenlere,
sonra güzel bedenlerden güzel işlere,
güzel işlerden güzel bilgilere,
güzel bilgilerden de, sonunda bir tek bilgiye varacaksın;
bu bilgi de, o tek başına var olan salt güzelliğe varmaktan,
gerçek güzelliğin özünü tanımanın bilgeliğinden başka bir şey değildir.

İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an,
işte yalnız o AN için insan hayatı yaşanmaya değer !
Günün birinde O’nu görürsen, hiçe sayarsın artık altınları, süsleri püsleri…
İnsan, güzelliği her şeyden arınmış, katıksız olarak bir görebilse !
İnsanın tenine, bedenine, rengine, daha bir sürü ıvır zıvırına bulanmış güzelliği değil,
biricik görüntüsüyle özündeki derin güzelliğini!

Platon (MÖ 427 - MÖ 347) 


Günümüzden 2500 yıl önce Platon aşkın cevherini anlatmış da az anlamışız.
Karşılıksız aşklarımıza platonik aşk demişiz, sızlanmışız, farketmeden Aşk'ın bizi dönüştürmek için yaptığı vazifenin anlamını.  

Platonik aşk diye eksik bilinegelen karşılıksız kalan bir sevgi değildir. 
Platonik aşk, karşılık aranmayan, karşılığı sorulmayan sevgidir, koşulsuz aşktır. 

İnsanı yeryüzünden gökyüzüne taşıyacak ilahi bir köprüdür. 
Sen aşağıdan yukarıya yöneldiğin zamAN, diğer ucunun gökyüzünden uzandığını, seni taşımak için zaten hep orada olduğunu fark edebileceğin bir köprüdür.

Koşul koymadan, hesap yapmadan, ödül ve karşılık beklemeden AŞK'ı yaşayan, 
her demde, her yerde aşkı görebilene baktığı herşey sessiz de olsa aşkla yanıt verir. 
Bu büyük bir gizemdir. 
Yaşayanlar bilir...

Platonik aşklar vasıtasıyla yıllarca dönmüşüz de Hakikat'te kendimizi aramışız,
Böylece insanın ve evrenin sırlarını tanıma yollarına düşmüşüz, 
Aşk yoluna düşünce, zamansız öğretilere tutunarak evrilme fırsatına ermişiz, 
Kaderin ördüğü ağlara şükrederek, ilahi aşkın zincirlerini örmeye gönül vermişiz... 

Özünü sevdiklerim, G'özünüzü seveyim, ÖZ'ünüzü sevin, Öz'gür sevin, Özgür düşünün...Özgürleşin... 

Aşk olsun...yeryüzünde ve yüzlerde...Işık olsun...

Uğur Başak Arpacıoğlu 

21.05.2015, 05:50, Moda 




Venüs'ün doğuşu Alessandro Botticelli “Birth of Venus” (1485)


12 Mart 2015 Perşembe

Asla pes etme...karşı olmak mı BİRlik için (de) olmak mı

Bir şey İÇİN olmak, bir şeye KARŞI olmaktan daha fazla güç ve enerji verir.

Karşıtlığı bırak, zihnin yanılsamasıdır 
Kendi içinden başlayarak dışarı doğru,
Birleş, birleştir, 
Çünkü birlikten kuvvet doğar. 

"Ey insanoğlu kendini tanı!" 


"Eğer arıyorsan apaçık Gerçeği
Vazgeç ayırmaktan doğruyla eğriyi
Doğru ile eğri arasındaki çelişki
Zihnimizin bir illeti."
Tao Sessizdir


Biz insanlar, seçim yapabilme özgürlüğümüz ile diğer varlıklardan daha özel bir durumdayız...Seçim yapma özgürlüğümüz ve hata yapma özgürlüğümüz var...

Seçimlerimizle, tercihlerimize ve kaderimize bağlanırız...Bu nedenle karmik zincirlerimizi oluşturan tercihlerimizin hayatımızda tezahür ettiği tutumlarımıza dikkat göstermeliyiz. Değer verdiğimiz şeyler ve onlar uğruna mücadelemiz kimi zaman bir desteğin kimi zaman da bir muhalefetin ifadesi olmaya düşebilir. Ve bizim bakış açımız bir şey için veya bir şeye karşı oluşumuzu belirler...

Enerjimizi ve niyetlerimizi olan bitene tepkimizi göstererek kullandığımızda negatif etkiye bir katkı daha yaparak gölgenin büyümesine neden oluruz. İçimizi boşalttığımızı ve rahatladığımızı zannederiz, ancak içimizdeki karanlık taraf tetiklenmiş ve yüzeye çıkarak diğer karanlık güçlere katılmış olur…

Etki-tepki kısır döngüsünde olmak inşa etmek, değerleri korumak değildir. Reaksiyon vermek bir tür katarsistir, psikolojik boşaltım yerine yapıcı, dengeleyici sağaltım  geliştirmeden etki-tepki zincirine bağımlı kaldığımızda, daha sonra tekrar karşımıza çıkacak ve imtihanlara gireceğimiz yeni negatif karma oluşturmuş oluruz...Yüzeyde, gösterdiğimiz tepkinin gerekli ve ihtiyaç olduğu kanısına kapılsak da, negatif enerji taşıyan bir eylem bir erdem olmaktan uzaktır. 

Bir şeye karşı olmak kolaydır... Bir şey için olmak ve onun için istikrar ile çalışmak ise emek, cesaret ve aşk ister... 

Işığı korumak, hümanist değerleri yeniden inşa etmek ve daha insani bir yaşam sürmek istiyorsak, yapıcı enerjilerimizi kullanmalı, yaratıcı güçlerimizi aktive edecek yollar bulmalıyız...Ve işe kendimizden başlamalıyız...

Karşıt ve mesafeli gibi görünen iki nokta aslında yukarıdan baktığımızda bir çizgiyi oluşturur...Ancak bilinç antenimizi yükseltip çizginin üzerinden/kutunun/mağaranın dışından bakarsak farklı bakış açılarıyla yaratıcı ve yapıcı çözümler bulabiliriz. 

Yönümüzü bulmaya yardım eden gökyüzündeki yıldızlar gibi olan idealar dünyasında kadim zamanlardan beri insanlığa rehberlik etmiş herkes için iyi, her zaman geçerli olan İdeallere sahip olmalıyız...

Bir şey için olmak, bir İdeal ile yaşamak, değerleri korumak ve yeniden görünür kılmak için çabalamak, enerjimizi bu yönde kanalize etmek, olumlu, pozitif, yapıcı güçleri taşır, evrendeki olumlu güçlerin desteği ile aktive olur...Hem kendimizi, hem de çevremizi koruyan bir ortaçağ kalesi inşa etmeye benzer. 

Bilincimizi, düşüncelerimizi, duygularımızı yüksek titreşimlerde tuttuğumuzda, bireysel ve toplumsal ölçeklerde değişimleri ve dönüşümleri ilham eden güçlere birer aracı olabiliriz... 

Yaşamda aktör olmak, içinde olduğumuz zamanda, mekanda, ANda mevcut olmak ve üzerimize düşen insanlık vazifesini insanın göksel ve yersel Atalarına layık olarak yapmaktır...

Eylem yapmak, meydanlarda karşıt enerjileri ifade etmekten, kızgınlık, tepkilerimizi saçmaktan ve yakıcı ve yıkıcı ateşi körüklemekten daha fazlasıdır. 

Yarınlar için, gelecek için bugünün tecrübesinden hareketle yeni tohumları, uygun topraklarda ve doğru zamanlarda ekmeyi bilmektir... Umut ekmektir... Sevgi ekmektir...

Doğru eylem yapmak, karşılıksız, ödül beklemeden insanın üst doğasına göre düşünmek, hissetmek, konuşmak, davranmak, yaşamaktır... Sadece teoriler üretenler değil, bilgileri hayatında örnek olarak yaşayanlara dönüşmek, ışığı taşıyan birer meşale olmaktır.  

Seçimlerimiz geleceğimizi belirliyor... sadece benlerimiz için değil... Benlerden"Biz"e ulaşmak için...Birliği korumak için... 

Evrende olumlu değişimler yaratmak için, içimizdeki karanlıkların içinden geçmek için onları kabullenme zamanı... kaçınılmaz bir şekilde kendimizle, kaderimizle yüzleşme zamanı...ve ışıkla yıkanma...arınma ve Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğma zamanıdır... 

"Aydınlığın çoğaldığı yerde karanlıklar geri çekilir."  der bir filozof.. 

Asla pes etmeyin... 
Mücadelemiz aşk ile ışık için
Sevginin ve erdemlerin evrensel güçlerini kuşanarak 
Başımız dik ve onurla olsun.

Bizler uzun bir geçmişi olan ve geleceği ışığa doğru olan çamura bulanmış cevherleriz....

Zorluklardan yıldızlara ( per aspera as astra ) 
asla pes etme (nil desperandum

Sevgiyle, umutla, 
İleri ve yukarı...

Uğur Başak Arpacıoğlu
12.03.2015, Moda, İstanbul 
Uranüs günbatımından sonra tam karşımda göz kırpıyor. 


Don't Quit / Asla pes etme 


When things go wrong, as they sometimes will, 
And the road you're drudging seems all up hill, 
When the funds are low and the debts are high 
And you want to smile, but you have to sigh, 
When care is pressing you down a bit, 
Rest if you must—but don't you quit.

İşler ters gittiğinde, bazen olabilir,
Yürüdüğün zorlu yol tamamen dimdik görünüyorsa,
Fonlar/kaynaklar az ve borçlar yüksek olduğunda,
Gülümsemek isterken, iç çekmek zorundaysan,
Bakımınaa dikkat etmek seni biraz sıkarken,
Gerekirse dinlen - ama asla pes etme. 

Life is queer with its twists and turns, 
As every one of us sometimes learns.
And many a failure turns about
When he might have won had he stuck it out.
Don't give up, though the pace seems slow 
You may succeed with another blow.
 
Hayat, iniş çıkışları ve döngüleriyle tuhaftır,
Her birimizin zamanı gelince öğrendiği gibi. 
Ve birçok başarısızlık ortaya çıkar,
Sıkı tutunup dayanırsan başarıya dönüştürebileceğin. 
Asla vazgeçme, adımlar yavaş gibi görünse de
Başka bir hamle ile başarabilirsin.

Often the goal is nearer than
It seems to a faint and faltering man.
Often the struggler has given up
When he might have captured the victor's cup, 
And he learned too late, when the night slipped down, 
How close he was to the golden crown.
 
Çoğu kez hedef, 
Zayıf ve titrek bir adama göründüğünden daha yakındır. 
Çoğu kez mücadele eden pes etti, 
Oysa zafer kupasını ele geçirmiş olabilirdi,
Çok geç öğrendi, ancak gecenin karanlığı çökünce,
Altın taca ne kadar yakın olduğunu.

Success is failure turned inside out—
The silver tint of the clouds of doubt.
And you never can tell how close you are, 
It may be near when it seems afar; 
So stick to the fight when you're hardest hit
It's when things seem worst that you mustn't quit.
Başarı başarısızlığın ters yüz edilmiş halidir 
Şüphe bulutlarının gümüş rengi.
Asla ne kadar yakın olduğunu söyleyemezsin,
Çok uzak gibi göründüğünde bile aslında çok daha yakın olabilir;
Bu yüzden mücadelene en sağlam duruşunla devam et
Herşey en kötü şekillerde göründüğünde asla pes etme. 

Anonymous – Anonim 
( 19.yy’da birkaç şairin imzasıyla yayınlandığı söylense de şiirin sahibi kesin olarak bilinmemektedir.) 





Her şey üstüne gelip, 
Seni dayanamayacağın
Bir noktaya getirdiğinde,
Sakın vazgeçme!….
İŞTE ORASI KADERİNİN DEĞİŞECEĞİ NOKTADIR.

Mevlana Celaleddin-i Rumi 



Salvador Dali 


Leonardo da Vinci

31 Aralık 2014 Çarşamba

ZamAN kaçıyor...

Bir yılbaşı daha...
Yeni bir 365 günlük devir daha...
Zamana bağlı yaşam döngümüzde yeni bir kapı daha...

"Daha" lar usandırmasın, uslandırsın bizleri...

Peki NEDEN yaşayacağız bu gelen yılı ?

- Neden ?
- 6 soru cümlesinin içinde ilk akla gelenin aslında en cevapsız oluşu ne tuhaftır değil mi ? Kim? Ne? Nerede? Ne zaman? Nasıl sorularının mutlaka doğru ve kesin bir cevabı varken...
 
Neden... hep değişik cevapları ve yeni soruları getirir. Diğerlerinin tüm cevaplarını görebilir hatta elimizle dokunabilirken "Neden" insanın içinde bir yerde gizlidir.
- Bu yüzden mi en çok nedeni merak ederiz dede? (Dedemin insanları filminden alıntıdır.)



Biz dünyalılar gezegenimiz dönerken, kendi yerel saatimiz geldiğinde, 00:00 kapısından geçerken, bir kez daha umudu ve mutluluk isteklerimizi dile getireceğiz kutlamalarda, kucaklaşmalarda, çeşit çeşit sesler, renkler, danslar, titreşimler yankılanacak yeryüzünde...

Her yılbaşında hepsi tek bir şey söylüyor içteki kulağıma:
"İnsanoğlunun umut çığlıkları"

Aynı gezegenin başka yerlerinde, başkaları için sıradan bir gece olacak belki de...
Bizim kadar şanslı olamayan kardeşlerimiz için belki de zorlu imtihanlar içinde hastanelerde, belki de soğukta açıkta, açlıkta...

"Bu yeni yılda umudu zamana değil kendimize yerleştirelim"...diyor bir filozof.

Ne başkalarından ne de zamandan beklemeyelim...
Elimizde olanı idrak edip iyi kalbimizin söylediğini yapalım...
Kendimizden olabilecek en iyi olanı...
Sadece kendimiz için değil herkes için iyi olanı...
Nedenlerimiz derin ve anlamlı Olsun.

Takvimler dönerken bu gece tek bir dileğim var hepimiz için :

Gezegenler, atomlar devinirken, her şey evrimleşirken, düşüncelerimizde sadece kişiselliğimize ait istekler yerine, küçük ve kısa kişisel hayatlarımızda geçici ve sonlu hevesler yerine, insanlığın evrimine daha bilinçle katılmak için yer açalım.

Gezegende aldığımız yerin ve var oluşumuzun hakkını vermek için yaşayalım.
Mutluluğu geçici olanda değil kalıcı olanda arayalım...

Bizim yaşamdan beklediklerimizi listelemek yerine,
Yaşamın bizden beklediğine çevirelim bilinç antenlerimizi...

Geçmiş yeni yıllardan aldığımız tecrübelerle,
gelen yeni yılın hayatımıza kattığı yenilenme ve başlangıçlar dürtüsüyle,
tekamülümüz için gerekli olanları yapma şuurunu kazanmak
ve YOLda olmamız dileklerimle.

“Zaman kaçıyor” yazardı Antik Roma'da kapılarının üzerinde… 

Bilincimizi aydınlık ve yüksek tutalım.
Karanlığın içinden geçelim birlikte 
Hoşgörüyle, sevgiyle
Yeryüzünde Işık çoğalsın...

Mutlu ve umutlu yıllar...

B'aşk
31.12.2014, 00:00 , Moda

Benim hala umudum var
isyan etsem de istediğim kadar
inad etsem bile bırakmazlar sahibim var
benim hala umudum var
seviyorlar bazen soruyorlar
hayran hayran seyret ister katıl ister vazgeç
güzel günler bizi bekler
eyvallah dersin olur biter
boyun büküp önünde
ağlasam sessizce
şu garip gönlüm affolur mu?
bu fırtına durulur mu?
benden adam olur mu?
korkarım, aşka zararım dokunur mu?
elveda sana yeter tamam
bitsin artık bu dram bu fotoroman
ham meyvayız hala koparmışlar dalımızdan
güzel günler bizi bekler eyvallah dersin olur biter
güzel günler bizi bekler eyvallah dersin geçer gider
bıraksam kendimi şöyle oh ne rahat
bu da geçer gülüm yaşamana bak
alınacak dersler var sorulacak sorular bu da geçer gülüm bizden bu kadar
benim hala umudum var
isyan etsem de istediğim kadar
inat etsem bile bırakmazlar sahibim var




28 Şubat 2014 Cuma

Bilimler yetmiyor dünyayı iyi etmeye...ilime geçmeli...kendini bilmeli

İçinde yaşadığı maddesel dünyada bir mağarada gibi yarı karanlıkta olan insanoğlu, fenomenler, yanılsamalar ve kanılar (doxa paradoksa) içinde yaşamaktadır. Tüketilen, hazmedilmeyen tüm bilgiler biraz daha kafa karıştırıcı olmakta, ben merkezcil aklın sesleri yükseldikçe içindeki özvarlığının Sessiz Sesi'ni duyamaz hale gelmektedir...

Aklı, merakı ve sorgulaması ile kendini ve evrenin sırlarını tanıma yolunda ürettiği bilim, felsefe, din, sanatları, kültürleri birbirine karşıt ve/veya ayrı gören mukayeseleri bırakarak, bilgileri birleştirerek çalışmalı, dışrak bilgiden manaya açılmalıdır. Ancak böylece daha yüksek, bütünsel ve derin kavrayışa genişleyebilir...

İnsanoğlu “herşeyin ölçüsü” olmadığını, “evrenin bir parçası” olduğunu idrak ettiğinde ve kendisini ve yaşamını evrensel yasalarla uyumlu hale getirdiğinde içindeki “ışık/aşk” daha kuvvetle yanacak ve hem kendini hem de çevresini aydınlatacaktır.

Akıl aklın terazisi olamaz, beşer şaşar...İnsanoğlu kendini bütünsel olarak ben merkezli zihin aynasından göremez.
Akıl, ona görüşünün dışında olanları gösteren sezgiler ve kalp kendisine rehberlik ettiğinde kanatlanır ve gölgelerle dolu labirentlerinde oyalanmaktan kurtulabilir.

Aklı ve kalbi birleştirmek ruhsal olgunlaşma yoluna düşen a'dem'lerin amelidir.. Cesaret ister. Her dem idrak ister...

Bilimler yetmiyor dünyayı iyi etmeye...ilime geçmeli...kendini bilmeli

Hermes'in öğrencilerine öğüdü şuydu: 

"İlim kuvvetin, iman kılıcın, sukut da delinmez zırhın olsun. 
Hakikati herkesin anlayış derecesine göre açıkla. 
Ruh üstü örtülü bir nûrdur ki ancak Aşk ile ebedi olarak parlar; aşksız ise sönüp gider."


B'aşk
ilk kaleme geliş tarihi 28.02.2014

29 Ağustos 2013 Perşembe

Aşk ve ışık

Eğer görünen gerçekliği
ve onun verebileceklerini istiyorsan,
Sadece görevi yapan bir işçisin.
Eğer görünmeyen dünyayı istiyorsan, 
Gerçeğini yaşamıyorsun. 
Her iki dilek de ahmaklıktır, 
Ancak 
Gerçekten istediğin şeyin 
Aşk'ın karmaşık coşkusu olduğunu 
unuttuğun için affedileceksin... 
Rumi

If you want what visible reality
can give, you're an employee.
If you want the unseen world,
you're not living your truth.
Both wishes are foolish,
but you'll be forgiven for forgetting
that what you really want is
love's confusing joy...
Rumi



6 Nisan 2013 Cumartesi

Işığa doğru...

Düş'ünceler düş'er düş'ünmeyince ba'Zen

Bu an'larımı bloğumda  Özler ve Sözler sayfasında paylaşıyorum.

Hepinize nefeslendiğiniz, güneşin alnınızdan içinize aktığı aydınlık güzel bir haftasonu dileklerimle... Kendinize iyi bakın.


IŞIK VE BÜYÜ’ME

Aşk’ın büyüsü de
Büyütmesi de
b’aşk’adır.

 
Bembeyaz bir sokakta,
Göksel kanatların altında,
Yıldızlar zamanında,

Yürürsün...

 
Işık’a doğru...
Evrimleşen her varlık gibi,
Acı ç'eker,
Büyürsün...


Kalbindeki ateşle
Yanarsın iki uçtan
Yana yana

Yalnızlığın bir hal olduğunu anlarsın,

 
Köklerine dönersin,
Yürürsün...

Adım adım,
Bir’e doğru

Büyürsün

Dem dem
Olgun bir adem olmaya

Sendeki  yoklukta

Aşkın zenginliğini
Solursun...

S'anarsın
Aşık olduğun dışındadır,

Gördüğün ışık
O'ysa

Ne başkasındadır
Ne sende,


Evrendedir

Ve aynı zamanda
Ruhunun derinlerinde...


B_flex@lifeinflux, 24.12.2011, 15:30

Yerde Toprak Ana’nın günü , Gökte Ay Hilal

A man can be himself only so long as he is alone; ... if he does not love solitude, he will not love freedom; for it is only when he is alone that he is really free. [Schopenhauer, "The World as Will and Idea," 1818

Yıldızlar zamanı: Tek defaya özgü evrende herşeyin konum aldığı önemli ve özel anlar, Momo, Michael Ende

“Beyaz sokakta, insan ne kadar yavaş hareket ederse o kadar hızlı ilerliyordu, ama aksine ne kadar acele ederse o kadar güç ilerliyordu...” Momo, Michael Ende

Adem: Ar ˁadam عدم [#ˁdm msd.] yokluk Ar ˁadima عدم yok idi, eksik idi 

Müzik: Sting, Fragile