30 Ağustos 2013 Cuma

Milli Kurtuluş Destanı...30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 91.yıldönümünde

Ah Hikmetli adam, Ah Naz'ım...Akmışsın Kuvayı Milliye şiirinde coşkuyla kabarmış yüreğinle...Nasıl bir "Muzaffer" deyiştir öyle...
Okumak dinlemek yürek titretti, amma şimdi orada Başkomutan Mustafa Kemal ve bizler için, yüzlerini tanımadığı insanlar için duyduğu aşkla, sevgiyle canını feda eden Adsız Kahramanlarla olmak vardı...
Onların örneklerini düşünmek, anlamak, onlara biraz olsun benzemek lazım...
Tarih hafızadır...Hafıza bilinci yaratır...Dününü bilmeyen yarın da olamaz...

Bu gün düşünelim...bu akşam sokaklarda bayrağımızı sallarken hissedelim...O kahramanların ruhuyla birleşelim...30 Ağustos Zafer Bayramı
 duygusallıkla yaşanıp kalmasın, duyguları düşüncelerle destekleyip eyleme geçirelim...
Ben yarınlar için neler yapabilirim? Kendimizden başlayarak inşa edelim...
Tarihe seyirci olmak yerine aktör olalım, kalbimizle, aklımızla, ellerimizle çalışalım...

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duydu :
«Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim...

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...»>


Nazım HİKMET 'in 30 Ağustos 1961' de bir radyo programında yaptığı konuşmadan alınmıştır.
http://www.youtube.com/watch?v=6r0yeidJzeI&feature=youtu.be

Şiirin tamamı için : http://www.youtube.com/watch?v=6r0yeidJzeI&feature=youtu.behttp://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/kuvayi_milliye.htmhttp://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/kuvayi_milliye.htm 

29 Ağustos 2013 Perşembe

Aşk ve ışık

Eğer görünen gerçekliği
ve onun verebileceklerini istiyorsan,
Sadece görevi yapan bir işçisin.
Eğer görünmeyen dünyayı istiyorsan, 
Gerçeğini yaşamıyorsun. 
Her iki dilek de ahmaklıktır, 
Ancak 
Gerçekten istediğin şeyin 
Aşk'ın karmaşık coşkusu olduğunu 
unuttuğun için affedileceksin... 
Rumi

If you want what visible reality
can give, you're an employee.
If you want the unseen world,
you're not living your truth.
Both wishes are foolish,
but you'll be forgiven for forgetting
that what you really want is
love's confusing joy...
Rumi



BİR MİSKET GİBİ DÖNÜYOR DEVRAN...

Güzel bir günün ardından yeni yuvama doğru yürürken yolumu ilkokulumdan geçirmemi söyledi iç sesim...İlhami Ahmed Örnekal'ın arka kapısı açıktı  Teneffüslerde yenilen leblebi tozlarının ve rengarenk macunların tadına doyum olmazdı. Bahçedeki ağaçlara baktım, çamlara selam verdim, onlar hatırlar diye beni sordum çocukluğumu, onların gözünden gördüm kendimi, ilkokul arkadaşlarımı, bağırıp çağırarak oynadığımız oyunları... Sonra her sabah içtiğimiz öğrenci andını söyledim gururla: "Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim." Bayrak tutmak için çıktığım basamaklar meğer ne kadar alçakmış...oysa ne yüksek gelirdi çocukken, belki de ben yükselirdim andı söylerken kimbilir...Öğretmenim Belkıs Tizer'i, arkadaşlarım Aslı'yı, Saniye'yi, Kayıhan'ı, Hüsnü'yü, Serkan'ı, Alper'i, Alp'i, Zeynep'i, Seda'yı, Hüsniye’yi, Hakan'ı, Didem'i, Ayşem'i, Murat'ı...adını olmasa da diğerlerinin de yüzlerini hatırladım sonra...Meteoroloji kolu olarak her sabah ısı, basınç ve rüzgar ölçümleri yapar, sınıfımızdaki tabloya kaydederdim büyük bir iş yaparmışcasına…ve daha nice sahne canlandı gözlerimin önünde…Beni ben olmam için destekleyen herkese -başta aileme- katkılarından dolayı teşekkür ettim gözlerim dolarak minnetle ve ilkokuluma selam verip evimin yolunu tuttum…Ve işte gecenin sürprizi : Dakika geçmedi…
alacakaranlık sokakta yürürken nedense yere baktım birden ve yerde ne göreyim: Gümüş renkli pırıl pırıl bir misket bana göz kırpıyor.... Nasıl mutlu oldum anlatamam…O çam ağaçları altında toprak üzerinde ne de güzel oynardık misketlerle…Şimdi, sağ avucumdaki küçük küreden geçmişime bakıyorum bir de geleceğime…devran dönüyor...gülümsüyorum…

"...Daracık daracık sokaklar, kızlar misket yuvarlar." türküsü gelmişti aklıma, şimdi de hazır devran dönüyor demişken Bulutsuzluk Özlemi de katıldı misketin öyküsüne...
Gündemi de yakaladık ucundan...Seviyorum akışla geleni...

Bflex@lifeinflux, Göztepe, 28.08.2013

Duvarlar yıkıldı
Kapı aralandı
Işık üzerimize geldi
Bizi aydınlattı
Balıklar azalırken

Sabahtan akşama dek
Çalışıp yorulurken
Nereden geldiğini bilip
Ne olacağını bilemezken
Sular azalırken

Oysa bizim oralarda
Savaşa hayır diyenler var
Ne güzel
Onları yargılayanlar var

Bana farketmez
Müslüman, hristiyan, budist
Bana faketmez
Türk, japon, kürt
Ozon delinirken

Oysa bizim oralarda
Yazılan yasalar, yasaklar
Kendi dilinde
Şarkı söylememeliydi ozan

Zaman geçiyor, devran dönüyor
Zaman geçiyor, devran dönüyor

http://www.youtube.com/watch?v=8Ru9KEIFm5Y



27 Ağustos 2013 Salı

Bilgelik savaşçısının yolu...

Savaş sanatlarında bize doğru yönelmiş saldırı varsa o bir kişinin karşısında durmayız. Önünden çekiliriz...Onun negatif saldırgan enerjisinin karşısında durursak bize çarpar...Saldırganı etkisizleştirmenin yolu, onun karşısında ve seviyesinde durmamaktır. Samuray o alanın dışına çıktığında yapılması gereken doğru hamleyi görür... Ve samurayın amacı düşmanı incitmek öldürmek değildir, saldırıyı etkisizleştirmektir, sönümlemektir. Hırsla dövüşülmez, öfkeyle kazanım yoktur. Usta savaşçı karşıt uçlara düşmez...Savaşçılar, kuvvetlerle savaşarak zafer elde etmezler. Kuvvetleri kullanırlar. Tao'yu, dengeyi, evrensel yasaları, insana yaraşır olmayı korumak için mücadele ederler, onların savaşı içlerindedir ve içteki huzur ancak bu yolda yürümekle gelir. Çünkü en büyük zafer dıştaki savaşlarda kendini, merkezini kaybetmemek ve içteki dengeyi, huzuru korumakla elde edilir. 


Bflex@lifeinflux, 27.08.2013, Göztepe